“Sayın seyirciler, dün akşam saatlerinde İstanbul’da, Gülsuyu Mahallesi, Dereboyu Sokak’ta üç katlı ahşap bir evin çatısında çıkan yangın kısa sürede bütün binayı sardı. Evde kimsenin bulunmaması büyük bir faciayı…”...
Öğle yemeğinden çıkıp, arkadaşlarla çay içmeye geçiyordum. Telefonum çaldığında tanımadığım bir numara olduğunu görünce bir an açıp açmamakta tereddüt ettim....
Yemek odasının sessizliği, mutfaktan gelen radyonun sesiyle ince bir çizgi gibi ortadan ikiye yarılmıştı. Bir yanda bir anne, diğer yanda olmayan bir babayla o babanın biricik kızı vardı. Onun kızı. Canparesi. Bir tanesi....
Öyle ya, zaman konuşur dilini tutmadan
avuçladıkça yaralarımızı bir kalbe sığmadan
geven otları dolaşır ayaklarımız altında
bir diken baş verse kanayan yanımızdan,...
Bu yazıya nereden başlayacağımı bilmiyordum. Saraybosna’da insanı ilk karşılayan ne binalar ne de sokaklar. Şehrin yamaçlarına sessizce dizilmiş beyaz mezar taşları…...
Bir adam yürüyor Chicago sokaklarında.
Henüz kimsenin tanımadığı, gencecik bir oyuncu. Birkaç saat önce sahneye çıkmış ve berbat bir performans sergilemiş....