Duygu Görücü
Birdenbire

 

Öğle yemeğinden çıkıp, arkadaşlarla çay içmeye geçiyordum. Telefonum çaldığında tanımadığım bir numara olduğunu görünce bir an açıp açmamakta tereddüt ettim. Arayan kişi ismimi söyleyince daha da şaşırıp hatırlayamadığımı söyleyince “Tanışmıyoruz Enis bey, evinizde yangın çıktı. Buraya gelmeniz gerekiyor,” diye yaptığı açıklamadan duyduğum sadece ev ve yangın kelimeleriydi. Yüzümün aldığı şekilden arkadaşlarım ne olduğunu sorduğunda, “Gitmem gerek, müdüre söyleyin, evde yangın çıkmış,” dedim ve koşarak arabama gittim. Nasıl, nerden çıkmıştı bu yangın? Tek katlı müstakil bir evde oturuyordum. Tüm elektrikli aletleri kontrol etmeden çıkmazdım. Arabaya ulaşıp, hareket ettiğimde aklımdaki soruların cevabını arıyordum.
Evimin olduğu sokağa girdiğimde olduğum yerde durdum. Evimden geriye sadece bir yıkıntı kalmıştı. Yavaşça sürdüm arabamı ve karşısındaki kaldırımın yanına park ettim. Koşuşturanlar, itfaiye arabası, bir birine bağıranlar tam bir kargaşa vardı. Bense arabamın içinde sadece izliyordum. Kıpırdamak istesem de tüm vücudum kaskatı kesilmişti. Cama vurulduğunda kendime gelip, kim olduğuna baktım. Mahallenin kasabıydı. Bir şeyler söylüyordu kesin ama bana ses gelmiyordu. Anlamış olacak ki durumumu kapıyı zorladığında otomatik olarak açma düğmesine bastım. Kapının açılması ile içeriye dolan sıcak hava ve insan gürültüleri beni kendime getirdi. Uyuşmuş şekilde indiğimde, “Enis bey, geçmiş olsun, hiç anlamadık birden alevler sardı,” diye açıklama yaptı. Sayıklar gibi “Nasıl çıktı?” dedim. Asıl yangının kapının önündeki çöp konteynerinde çıktığını, kapağı açık olduğu için kontrol çıkıp etrafa sıçradığını, en yakında da benim ev olduğundan ve bahçenin, verandanın ahşap olmasından dolayı bir anda büyüyüp itfaiye gelesiye kadar çoktan yandığını kesik kesik gelen sesleri anlamdırarak öğrenmiş oldum. Telefonumun cebimde titremesi ile kimin aradığına baktığımda iş yerinden arandığını görünce açtım. Durumu anlatıp, müdüre gelemeyeceğimi söylemesini rica ettim. Başımı kaldırdığımda yangının tamamen söndüğünü geriye dumanı tüten bir siyahlık kaldığını gördüm. Derin bir soluk aldıktan sonra eve doğru yürüyüp, itfaiye çalışanlarından bilgi aldıktan sonra yeniden eve baktım. Bahçeye en azından eskiden bahçe olan alana girdiğimde üstü isle kaplanmış büyük taşın üzerine oturdum.
Şimdi ne olacaktı? Ailemden kalan, tüm birikimimle isteğime göre düzenleyip, tadilat yaptırdığım her şey kül olmuştu. Sokaktan geçenlerin geçmiş olsun dilekleri ve ne olduğunu anlattırmak için gereksiz ayrıntılarla ilgili sorularını daha fazla dinlememek için evden kalan binanın içine girdim. Tüm duvarlar simsiyah olmuştu. Koridorda ilerledim. Yatak odama girdiğimde her şeyin olduğu yerde ama kalıplaşmış olarak yandığını görünce dokunmaya korktum. Çekmecelere yöneldiğimde içindeki albümlerin, fotoğrafların çoğunun yandığını şans eseri kurutulanların da renginin değiştiğini gördüm. Olduğum yere yığıldığımda elime damlayan ıslaklıkla ağladığımı fark ettim. Silmeye çalışmadan olduğum yerde hıçkıra hıçkıra ağladım. Gidecek bir evim kalmamıştı. Yeniden bir düzen kurmak, yeni bir ev aramak, bunu yapmak için yeterli para bulmak… Bu düşüncelerle gözyaşlarım yavaşladı. Ben ne yapacaktım şimdi? Elimdeki albümden kalanları toplayıp elimle gözlerimi sildikten sonra ağlamakla vakit geçirmenin anlamsızlığıyla diğer odalara doğru yürüdüm. Kurtarılabilecek olanları tespit edip, aklıma yazdım. En son banyoya girdiğimde isli aynadan görünen yüzümü görünce önce kısık sonra da kahkahalarla gülmeye başladım. Gözyaşlarımın suratımda yaptığı iz, elimdeki isin silerken yaptığı lekeler ve karşımda duran ben. Kahkahamı durduramıyordum. En son gülmekten yorulup, yeniden ağlamaya başladığımda cebimde titreyen telefonu duydum. Kendimi olabildiğince toparlayıp, cevapladığımda artık normale dönmüştüm.
O akşam için birkaç arkadaş onlarda kalmamı söylese de otelde kalacağımı söyleyip, ikna ettim. Herkes evlerine çekildiğinde arabama binip, bahçeye park ettim. Karşımdaki karalı beyazlı binaya bakıp, ne yapacağımı düşünürken gözlerim uykuya yenik düştü.