01 Eki Pınar Akyüz Atmaca
YANMALI ENİNDE SONUNDA

Öyle ya, zaman konuşur dilini tutmadan
avuçladıkça yaralarımızı bir kalbe sığmadan
geven otları dolaşır ayaklarımız altında
bir diken baş verse kanayan yanımızdan,
alnımız çetelesini tutar tüm sığ kıyıların
nesneler soyar yalnızlığımızı safsatalarla
ağzımızda kekremsi renkler, elimizde, yüzümüze
bulaşmaya hazır küller
ah, gençlikse bütün bunlardan bihaber
Her şey külleri taklit eder aslında…
geceler yakar ucunu efkârımızın
yere düşer tantanalı bekleyişler
delisin, topla kendini deseler,
izi kalır çalılar ucundaki sıtmalarımızın
doğru söylemeyi de beceremez insan
ya sahtekâr bir çıra olur kabuklar arasında
ya da ayıklayamadığı pirinçlerin uzvunda bir kelebek
ne yana zahmet etse küllenecektir cisimli yanları
ne yana dönse batacaktır pallas’ın mızrağı
Her şey küle bulaşır eninde sonunda…
bunaklık da gençliğin tortusudur esasında
saçmalamak meşrulaşır çocuklar gibi
dişsiz ağızlar büyütür tüm kelimeleri
saçlar da şahidi değildir artık semiren öfkelerin
ateşin gerçekliği küllerden önce, yakıcılık bulaşır
erimiş parmaklara
cıs olmadan boğulamazsın hıçkırıklara
yaş farkı da işte tam burada kapanır,
vakitsiz bir bilgeliğin yoktur artık
Her şeye rağmen ateşini büyütür insan…
arındırmak için tüm pis kâseleri,
yok etmek için tüm cansız hatıraları,
defetmek için tüm uyuz hastalıkları,
sonunda da
ne kadar kül varsa o kadar yakmıştır insan
ne kadar iz varsa o kadar yanmıştır candan.
Pınar Akyüz Atmaca