23 Ağu Şebnem Şenlen Eriş
Tesadüf
Eğer bir tesadüf ısmarlayabilseydim, Kitapların içinde Zamanı unutabileceğim Bir sahafı seçerdim....
Eğer bir tesadüf ısmarlayabilseydim, Kitapların içinde Zamanı unutabileceğim Bir sahafı seçerdim....
Postacı Mustafa, omzundaki eskimiş deri çantası ve çocukluğundan beri yanından hiç ayırmadığı mavi cam misketiyle umutları, özlemleri ve kimi zaman da acı haberleri kapı kapı taşırdı....
Yazın ortasında, kırk derecelik sıcağın altında, morun sonsuzluğuna yaslanmış bir öğle vakti...
Bir adam yürüyor Chicago sokaklarında. Henüz kimsenin tanımadığı, gencecik bir oyuncu. Birkaç saat önce sahneye çıkmış ve berbat bir performans sergilemiş....
Aşık oldum. Öyle damdan düşer gibi. Bir kafede oturuyoruz. İnsanlar geçip gidiyor yanımızdan. Bunca insan içinde onunla olmamın bir anlamı olmalı....
Çulsuz koymuşlar adını. Neden “Çulsuz” demiştim ilk duyduğumda, “görsen anlarsın” demişti yan komşum....
Üç beş sene oldu, unutkan yıldızlarla çarpışmayalı mavinin içinden geçmiş bulutlarla bakışmayalı Alıştı gözlerim, suskun kenar çizgilerine hasat zamanı geçmiş, ömür gediklerine...
Kadın az önce domates fidelerini ektiği tahta yatağın üzerinden doğruldu. Hemen yanına koyduğu sulama kovasını eline aldı. Toprakla az önce buluşmuş fidelere can sularını verdi....
Aynı yoldan yürüdük, belki de defalarca Fark etmeden aynı ân göğe baktı gözümüz...
Masanın üzerine devrilen sürahi, örtünün üzerinde küçük bir nehir oluşturmuştu. Üst üste yığılmış tabaklar, bu nehrin kıyısında kavrulmuş ağaçlar gibi duruyor; bütün masa, gecenin yorgunluğunu sırtında taşıyan bir dağa benziyordu....