Bana deseler ki bu bedende bu hayatı tekrar yaşayacak olsan, nereden başlamak isterdin diye, derdim ki: 11 Aralık 1968’de Ünaldı’nın o küsvet fabrikasının bir köşesinde, ellerimi, gözlerimi, vicdanımı, zihnimi kire bulamadan hemen önceki masumiyetimin son karesinden başlamak isterdim....

İnsan, bazen hayatının sadece kenarında durup olan biteni izleyen sessiz bir tanığa, yazdığı satırları silip silip yeniden kurgulayan yorgun bir zihne dönüşüyor. Bir odanın içine hapsedilmiş gibiyim; duvarlarını kendi ellerimle ördüğüm, ışıksız bir oda. Üstelik bu duvarları örerken kapı için bile boşluk bırakmamışım. Kendime karşı ne...

İnanılır gibi değil, evden çıkamıyorum.  Her seferinde bir şey unuttum diye tekrar tekrar dönüyorum. Demans arkasından da alzhaimer olmama ramak kalmış.  Bu ne zamandır böyle? Tabii ayrılıktan sonra. Yirmi yıl kolay mı? Ne oldu da?  Ne oldu da?...

İlk yapıldığında sokak kapısına dört merdivenle çıkılan, bir oda, bir salondan oluşan; iki penceresine de hapishaneden hallice demir parmaklıklar yapılmıştı. Babası giderken yaptırmıştı....