20 Ağu Başak Bıyıklı
Sıradan Bir Akşamüstü

Kadın az önce domates fidelerini ektiği tahta yatağın üzerinden doğruldu. Hemen yanına koyduğu sulama kovasını eline aldı. Toprakla az önce buluşmuş fidelere can sularını verdi. Bahçe makasını çimenlerin üzerine bıraktı. Parmak ve tırnak aralarında birikmiş toprak öbeklerini üzerindeki önlüğe sürttü. Ellerine baktı. Avuç içleri çatlamıştı. Parmak uçları kesik doluydu. Dizlerinin üzerinden ayağa kalkarken belini tuttu. Yüzünü buruşturdu. Bugün içtiği iki ağrı kesici de fayda etmemişti. İlk birkaç adımından zorlandığı belliydi. Bahçenin diğer ucundaki kameriyeye doğru ilerledi. Yol üstündeki salatalıkların iplerini kontrol etti.
Adam kameriyenin altındaydı. Geniş kamp sandalyesinde kaykılarak oturmuştu. Ayakları çıplaktı. Elindeki gazeteyi büyük bir dikkatle okuyordu. Masanın üzerindeki kristal limonata şişesi hâlâ buğuluydu. Kadın diğer sandalyeye yavaşça yerleşti. Ayak ucundaki sehpayı çekti ve bacaklarını üzerine uzattı. Bardağına buzlu sarı sıvıdan doldurdu. Büyük bir yudum aldı. Bardağını masaya biraz sertçe dayadı. Tok bir ses çıktı.
Adam okuduğu makaleden başını kaldırmadı. Gazeteyi ikiye, sonra tekrar ikiye katladı. Tam o sırada, sayfanın alt köşesindeki ufak bir habere takıldı; “Çınarcık’taki eski ahşap iskele lodos yüzünden tamamen çöktü.” Adamın sağ kaşı hafifçe hareket etti, gözü seyirdi. Yirmi yıl önce sırf cüzdanını evde unuttuğu için dönüp bir sonraki vapura binmek zorunda kalması, o vapurun fırtınaya yakalanması ve bu ahşap iskelede yanındaki sandalyede oturan kadınla yan yana gelişleri…
Hemen arkalarındaki kiraz ağacının üzerinden bir kedi bahçeye atladı. Yan komşularının küçük torunu bisikletinin zilini çalarak üst sokaktan geçti. Rüzgâr bahçe kapısının üzerindeki çanı oynattı. Limon otları hışırdadı. Kadın ayaklarındaki bahçe terliklerini çıkarttı. Parmaklarını çimenlerin arasında gezdirdi. Kekiklerden taze bir koku yükseldi. Kedi, yıldız çiçeklerinin arasında bir kelebeği yakalamak için sotaya yattı.
Adam, boğazını temizler gibi bir ses çıkarttı. Kadın gözlerini araladı. Bekledi. Adam bu sefer öksürdü. Adamın yüzü kızardı. Bardağına uzandı, tek bir yudum aldı. “İyi misin?” dedi kadın. Bekledi.
“Yok bir şey. Boğazım kaşındı.” diyerek yanıtladı adam.
“Soğuk şeyler dokunuyor sana, biliyorsun.”
“Tamam, iyiyim dedim ya!”
“Senin iyiliğin için söylüyorum.”
“Anladım, teşekkürler.”
Kadın gözlerini devirdi. Limonata bardağında kalan son yudumu bitirdi. “Kahve yapacağım, ister misin?” diye sordu. “Yok istemem, sen iç.” dedi adam.
Sandalyesinden kalktı ve eve doğru ilerledi. Limon otunun yanından geçerken bir iki ince yaprak parçası koparttı. Yaprakları parmaklarının arasında ezerken burnuna dolan o keskin kokuyu bir şeyler hatırlarcasına içine çekti. Türk kahvesi makinesine bir ölçü kahve ve bir fincan su koydu. Aynı anda kettle ile bir fincanlık su kaynattı. Mutfağın penceresinden adamı izledi. Bahçede dolanıyordu. O sırada kahve makinesi hazır olduğunu bildirdi. Kadın her zamanki kupasına bol köpüklü kahvesini doldurdu. Ardından dolaptan adam için bir kupa indirdi. Isıttığı sıcak suyu içine doldurdu. Limon otu parçalarını yıkamaya gerek duymadan kupanın içindeki suya bıraktı. Bir kaşık da bal ekledi.
Bahçeye geri döndüğünde adam sandalyesine geçmişti. Masaya önce kendi kahve kupasını ardından adam için hazırladığı limon otu çayını koydu. “Bu ne?” diye sordu adam.
“Sana çay yaptım. Bal da koydum.” diyerek yanıtladı.
“Ben senden bir şey istemedim ki!”
Kadın bir an duraksadı, ardından mırıldandı: “Limon otunu kopartırken Çınarcık’ı düşündüm. Nasıl geldi aklıma bilmiyorum. Hatırlıyorsun değil mi?” Adamın parmakları gazetenin kenarında kaskatı kesildi. Gözleri sayfadaki iskele haberinden kadının yüzüne tırmandı. Sadece yutkundu. “Elbette…” diyebildi.
Kedi, hala peşinde olduğu kelebeğe doğru bir hamle yaptı. Sulama kovası devrildi. Su çimenlerin arasından toprağa sızdı. İki farklı yol çizen su damlaları taşın etrafından dolanıp yeniden birleşti. Kadın kahve kupasını alarak içeri döndü.
Adam gece çökene kadar bahçede oturdu. Sandalyesinden kıpırdamadı. Çekirgelerin ötüşünü dinledi. Önünde uzanan kediyi ayağı ile okşadı. Ellerini kavuşturdu. Parmaklarını çıtlatmaya başladı. Kedi mırıldandı, çekirge öttü, o çıtlattı, o çıtlattı… Çekirge öttü, kedi mırıldandı… Ay parladı, bahçe aydınlandı. Adam derin bir nefes verdi. Hafifçe öksürdü. Limon otları çayın içinde duruyordu.
Gece çökerken kadın verandanın merdivenine oturdu. Gökyüzüne baktı. Derin bir nefes aldı. Havayı dinledi. Hemen yanındaki kumkuatın çiçeklerini kokladı. Devrilmiş sulama kovasına baktı. Parmaklarını merdivenin pütürlerinde gezdirdi. Derisi taşa sürttü. Taş parmak uçlarını kesti. Yüzünü buruşturdu. Elini çekmedi. Usulca adama baktı. Ayaklarının altındaki kediyi gördü. Kedi mırıldandı. Kadın elini taşa sürttü. Ay parladı. Adam gazeteyi yavaşça katlayıp masaya, buz gibi olmuş limon otu çayının tam yanına bıraktı.
Başak Bıyıklı