Pınar Akyüz Atmaca
Yağmurlu Bir Adam Ne Taşır

 

Üç beş sene oldu, unutkan yıldızlarla çarpışmayalı
mavinin içinden geçmiş bulutlarla bakışmayalı

Alıştı gözlerim, suskun kenar çizgilerine
hasat zamanı geçmiş, ömür gediklerine

Neye gülümsüyordu insan, pek çabuk unuttum…
omuzlara düşen üç örgüye bir ömür bağlarken mi,
ilk kadehte devrilen sözler söylerken mi,
sokakları köşe başlarında çapkınca gözlerken mi
aralanıyordu dudaklar?
hangi anlarda küstahlaşıyorduk Tanrı’ya?
Unuttum…

Bir zaman, meşru olmayan adımlara bulandım
yalnızlığın tüm hâllerinden utandım:
gece hâli,
gündüz hâli,
direniş hâli…

Tek bir suretine bulandım sonra:
ilahî hâlinde deliller
aradım.

Cürüm kuşanmış şehre koştum yeniden…
Et ve kemik koleksiyonuna dolandım
Mezbaha zincirinde bir eylül aradım usulca
tekinsiz günler dökülüyordu o sıra

Bir gözyaşı, yanlış yürekten düştü
Bir sonbahar, azametli yılda çürüdü
Bir el, hiç dokunmadığı yerden konuştu
Hangi kim, hangi neye geç kaldı,
Hangisine ömrümüzü tesadüf kıldı?

Olduramadıklarımın puntosu gitgide büyüyor
görüyordum…
Seksen yıllık esaretim, yazgım değil
biliyordum…

Tanrı sözü erirken kulaklarımda
yanlış çevirdiğim dizelerden
utanıyordum…

Artan her şeyi kaza
saydım,
eksilen her şeyi kader.
Birbirine değen ezberlere tesadüf dedim,
içimi dolduran ipliklere tevafuk.

Oysa bu yağmurlu adam
bütçesi kadar tesadüf,
ömrü kadar tevafuk
taşırdı.
Kendine hiç rastlayamadı.

Çünkü
çaresizliği, tesadüflerinden
fazlaydı.

 

Pınar Akyüz Atmaca