İşte bu derinlik meselesini, farklı yerlerden farklı görünme biçimini, hacme bürünme konusunu aşağıda vereceğim örnekle ’’bir tür kamu hizmeti olarak’’ bu yazıyı okuma zahmetine katlananlara sunuyorum. Bakalım farklı yerlerden farklı görünümler olabiliyor muymuş?...

Her şey dün başlamış gibi kurdum kahvaltı sofrasını; peynir, zeytin, salatasından omletine, masasının bir başından diğer başına, maaile oturacak gibi dizdim içi dolu tabakları. Baktım, bir avuçtu; masanın üzeri bir başından diğer başına bir adımda gidiyordun. Duvarda asılı düğün fotoğrafına baktığımda bir adımda gelmiştik bugünlere....

Burada her şeyin adı Ayşen'dir. Odalar gözden geçirilecek, kahvaltılıklar hazırlanacak, müşteriler karşılanacak… Belki günde yüz kere adımı söyler ama bir kere bile “Nasılsın?” demez. Sahi… Bunu nasıl başardım? Hem her şeyde olup hem hiçbir yerde olmamayı....

Gece yatağa yattığımda uykuya çabuk daldım. Rüyamda çocukluk odamdaydım. Dolabın içinde saklandığım günlerden biriydi. İçerideki yükselen seslerden kaçmıştım. Dolaptan çıkmak için hamle yaptığımda kapı açılmadı....

O son gün, akşamüstü evden çıktığında kapının önündeki kırmızı arabayı, Ekrem’i görünce önce şaştı sonra korktu. Ekrem yumuşak yumuşak konuşarak ama sıkı sıkı tutup sertçe arabaya bindirerek Zarife için zamanı durdurdu. Zarife’nin sesi çıkacak gibi olduysa da sustu....

Bir gün,  karşı yamaçta yaşayan teyzemlerde kalmıştım.  Öğleden sonra odun toplayacaktık. Uzaktan geldi ıslık. Teyzem başını kaldırdı, hemen pencereye yaklaşıp dinledi, sonra cevap verdi. Ses dağın göğsüne çarpıp geri döndü....