Fatma Maksude Kılınç
Sustu Zarife

 

“Yapman.” dedim. “Etmen. Bu genç yaşta ölürsünüz, abemle dayım sizi bırakmaz”. O an sadece ses oldum. Durdum durdum, ses oldum. Sonra tüm kasaba sese kesti, bense sustum.
Zarife güzeldi, zarifti. Saçları belinde kıvırcık, memeleri yeni kabarmış, doğurgan kalçalı… Azıcık aklı eksikti ama kime ne; güzelliği hep dikkat çekerdi, bebekliğinden bu yana hem de. Abisi, anası, babası, aklı Zarife’den biraz daha eksik dayısıyla küçümen bir gecekonduda otururlardı. Dayı, abiden beş yaş büyüktü; onların abisi sanıyordu kendini. Olsun, abi desinler ne fark eder; abi gibi hepsini sarar sarmalar, korurdu. En çok da Zarife’yi severdi dayı. Onu küçük bir kuşmuş gibi kollardı.
Zarife’yi bir eve temizliğe koydular ortaokulu geç bir yaşta bitirince. Eve para gelmezse hayat yok tabi. Anneyle dayı dışında herkes çalışırdı evde. Abi çırçır fabrikasında düz işçiydi, baba da aynı fabrikada gece bekçisi olarak çalışırdı. Zarife de vakti geldi denip işe koşuldu. İki yaşlı karı koca kızları gibi sevdiler Zarife’yi. Zarife de onları…
Güzel zamanlardı. Güzel, huzurlu, mutlu… Zarife bir gün banyoyu temizlerken kapının zili çalındı. Açtığında iki delikanlı buldu karşısında. Öndeki esmer, yakışıklı olan Ekrem; Zarife’yi görünce şaşırdı. Tanışma, hoşbeş derken Zarife öğrendi ki Ekrem babaannesine ziyarete gelmiş. Öteki de arkadaşıymış: Saffet. Babaannenin alışveriş listesi oluşturuldu, eksiklere bakıldı. Oğlanlar gittiler ama yakışıklı olanın aklı Zarife’ye takılı kaldı.
Ayda bir gelip alışverişi bin bir naz ve niyazla yapan torun Ekrem; takılı kaldığı saçlara, kalçaya, memelere dikkatini daha çok vermek için her hafta cumartesi gelir oldu. Arkadaşı bir var bir yok, gelip gitti ve her gelişinde daha çok göz bıraktı Zarife’nin üzerinde. Arkadaşlık teklif etti, hadi gel bir bira içelim diye reddedildi. Her geldiğinde sohbet etmek istedi, işim var denildi. Derken sıkıldı bir gün Ekrem. Arkadaşına dertlendi, arkadaşı da onu fitledi. “Senin gibi oğlana bakmıyorsa bu kız, salak olsa gerek.” Zarife’nin gözü yerde, korkulu zamanların başladığını hissederek çalışırdı sadece.
Durgunluğunu fark eden önce dayı oldu, sorguladı Zarife’yi. Zarife’de ses yok. Hırpalar gibi oldu, yine ses yok. Zarife bilmediği bir karambolün içinde, ne yapacağını bilmeden sessizce işe gitti geldi. Ekrem hafta sonlarını iki günde bire çoğaltınca Zarife’nin tadı kaçmaya başladı. Çünkü bakışmalar ufak tefek temaslara dönmüştü. Omuzunu tutmalar, bele el koymalar, kolunu tutmalar falan. Zarife izin vermiyor, silkeliyordu oğlanı; susuyordu, kime ne diyeceğini bilemiyordu. Babaanne olayın farkına varınca Zarife’ye “Artık gelme kızım, tadımız kaçmasın. Senden çok memnundum, kızım gibi de sevdim seni ama bu oğlan uslu durmayacak. En iyisi evinde otur.” dedi. “Yani yarın gelmeyecek miyim?” bile diyemedi Zarife; bilmiyordu ne olduğunu, olacağını, sustu.
O son gün, akşamüstü evden çıktığında kapının önündeki kırmızı arabayı, Ekrem’i görünce önce şaştı sonra korktu. Ekrem yumuşak yumuşak konuşarak ama sıkı sıkı tutup sertçe arabaya bindirerek Zarife için zamanı durdurdu. Zarife’nin sesi çıkacak gibi olduysa da sustu. Bilemedi ne olacağını, Ekrem “Seni evine ben götüreyim bugün.” dedi ya, öyleydi herhâl. Ekrem yüreğinin, aklının sesini değil Saffet’in yılışık sesini dinlemişti. “Kaçıralım lan şunu da bir eğlenelim ya, araba benden oğlum, korkma!”
Akşam oluyordu, zaman geçiyordu, kırmızı araba kasabanın hemen kıyısındaki ormana doğru gidiyordu. Zarife huzursuzdu, korkuyordu, bağırmak, durdurmak istiyordu onları ama susuyordu. Bilmiyordu ki ne desin, nasıl engellesin…
Alacakaranlık zamanı girdiler ormana. Ekrem bir kere daha konuştu Zarife’yle. “Korkma canım, birer bira içip eğleneceğiz, o kadar. Sonra seni evine götüreceğim.” Zarife’nin yüzüne geçirilen bir çuvalla dünya karardı. Zarife’den bir çığlık aktı ki önce ağaçlara, sonra gökyüzüne breh breh… Bağırdı Zarife çok bağırdı, kasaba sustu. Sonrasını hatırlamıyor Zarife. Canının çok ama çok acıdığını biliyor da başka bir şey bilmiyor.
Saffet de tatmak istedi Zarife’yi. Ekrem izin vermedi. İçkiden ve azmaktan kendini bilmeyen Saffet, sustalıyı kalbine sapladı Ekrem’in. Orada sustu gitti Ekrem. İşte Zarife o zaman bildi cehennemi. Saffet işi bittiğinde baktı ki Zarife ölmeye yatmış, tanınma korkusuyla onun da kalbine taktı sustalıyı. Kapattı sustalıyı koydu cebine “Evde yıkarım.”
Annesi, Zarife geç kaldı diye yeldirmesini atıp başına, koştu yaşlıların evine. Babaannenin korkusu olmuştu galiba. Kolluk kuvvetleri, güvenlik güçleri, konu komşu, Zarife’nin ailesi yayıldılar kasabaya. Ona buna sorduktan sonra kırmızı arabayı, sonra ormana yönelişini, sonra ormanda, ah ormanda, ah ah…
Dayının bağırışıyla tüm kasaba duydu ki Zarife gitmiş. Kırmızı araba evinin önünde, Saffet bulundu hemen. İtiraza mahal yok. Karakola alındı. Doluştu tüm aile karakola. Saffet’in ifadesi alınırken dayı yanaştı yavaşça. Bir punduna getirdi. Eniştesinin sustalısını sapladı Saffet’in kalbine, içeri sokmayı nasıl becerdiyse. En yakındaki güvenlik görevlisi yetişinceye dek çıkardı bir daha sapladı, çıkardı bir daha… Tam üç kez oydu o kara kalbi. Zarife’nin aksine sesi çok çıktı dayının. Zorla susturdular dayıyı ama ne gam. Uslu uslu girdi nezarete. Annenin ağıdı kasabaya yayılırken bu kez susan kasaba oldu.

Fatma Maksude Kılınç