20 Haz Nalân Çalışkan
Çıt

Güneş gökyüzünü rengârenk boyayıp apartmanlara kızıl bir elbise giydirerek günü kapatıyordu. Ama kimsenin bu şöleni görecek hâli yoktu. İş çıkışı tıkanan trafiğin, susmak bilmeyen kornaların ve burnundan soluyan yorgun, bıkkın bu insanların arasında İlyas, Bahar’ın iş yerine ulaşmaya çalışıyordu. Kızı bekletmek istemiyordu. Eve Bahar’la yürümeyi seviyordu. Yokuşu birlikte tırmanmayı, o gün olan bitenlerden bahsetmeyi, vuran ayakkabısından dert yanmayı, bütün bunları Bahar’ın sıcacık eli elindeyken yapmayı…
Bütün şehir sustu.
“Çıt” etti bir şey.
İlyas sesin nereden geldiğini anlamak için bakındı. O anda Bahar atölyenin kapısında belirdi.
“Bahar!”
Atölyeden çıkan kızlar İlyas’ı görünce gözlerini kaçırdılar. Kendi aralarında fısıldaşarak uzaklaştılar. Ayla yanına gelip:
“Çok üzüldüm İlyas,” diye mırıldandı.
“Çıt.”
Bu sefer şehrin gürültüsüyle geldi.
Bahar’ın elini tuttu İlyas. Sımsıkı, sımsıkı…
Yolun karşısına geçince:
“Ne diyor bu Ayla yine, saçma saçma konuşuyor. Muhatap olma onunla sen Bahar’ım. Diğer kızlara ne oldu, kavga mı ettiniz?”
Ev yarım saatlik yürüme mesafesinde. Yokuşun sonunda.
Bahar’a dikkat etmesi lazım.
Bahar’ın içinde minicik bir fasulye.
“Çıt, çıt, çıt…”
Karnında bir boşluk İlyas’ın.
“Bahar, akşama bir mercimek çorbası yapsana. Böyle dumanı üstünde. Bir de limon. Ben de salata yaparım. Mis.”
Yokuşta sağlı sollu gecekondular.
Yanmış kömür ve duman kokusu.
Güneş eteklerini toplamış, sarayına çekilmiş.
“Tansiyonun yükseliyormuş karıcığım. Gereksiz üzülme tamam mı? Her şeyi hallederim ben. Bak nasıl güçlüyüm.”
İncecik bileklerini gösterip kahkaha atıyor İlyas.
“Çıt.”
Hayriye Teyze çamaşır topluyor.
“Kaçtır sesleniyorum İlyas. Eve mi oğlum?”
“Eve gidiyoruz ya Hayriye Teyze.”
“Buyur gel soluklan, çay içelim.”
“Bahar yorgun, sağ ol. Gidelim biz.”
Kadın endişeyle İlyas’a bakıyor.
“Allah’a emanet evladım.”
“Bu kadıncağız da iyi değil ha,” diye fısıldıyor İlyas Bahar’a. “Yalnızlık zor.”
“Çıt, çıt, çıt…”
Evleri, sokak lambasının aydınlattığı sokağın son gecekondusu.
Eve yaklaştıkça İlyas’ın adımları yavaşlıyor.
“Bahar, eve girmeyelim. Çorbadan da vazgeçtim. Başka yere gidelim. Nereye gidelim? Bak bu tarafta harika bir manzara var. Deniz bile görülüyor. Oraya götüreyim mi seni? Ya da yürüyelim, mahalleyi gezelim. Olur mu Bahar? Bahar, eve girmeyelim.”
Sokak lambasının dibine çöküyor İlyas.
“Çıt, çıt, çıt…”
Yandaki komşu bitiveriyor yanında.
İlyas çarçabuk Bahar’ı içinin kuytusuna, midesindeki boşluğa saklıyor.
“İlyas abi, annem yemeğe bekliyor seni. Buyur gel.”
Çıtırtılar çatırtılara, yıkılan duvar ve kiriş seslerine, çöken çatıların gürültüsüne dönüşüyor.
Sonra çıldırtan bir sessizlik.