Apartmandan çıktı. Basamaklardan indi. Arkasından ağır demir kapının gürültülü kapanışını duydu. Sokağa adımını attı. Ayağındaki botların hafifçe kaydığını hissetti. Gece kırağı inmiş olmalıydı....
Her zamanki karanlığımda oturuyorum. Gölgeler etrafımı sarmış. Camdaki yansımamın ayaklarıma vuran gölgesi beni bir anda yerin yedi kat aşağısına çekecek ellere benziyor....
Yağmur damlaları nasıl da birbiriyle yarışıyor, bir an önce toprağa kavuşmak için. Rüzgâr; savurduğu hızıyla, ara sıra çakan şimşeğin sesi ve ışığıyla bu yarışa eşlik ediyor ama hangi damlayı desteklediğini anlamak gerçekten imkânsız....
Eski bir saatçinin önünden geçerken gözüne bir kol saati ilişti. Diğerlerine nazaran daha eskiydi. Koyu kırmızı, eskitilmiş çerçevesi sanki içinde yaşanmışlıklar barındırıyordu. Görünüşü, nedense içine bir huzur dolmasını sağladı....
İlber Ortaylı’nın zarif ve hakikatli ifadesiyle söylediği gibi: “Bazen bir bardak suyu rahat içebilmek çok önemli bir şeydir.” Bu kadar yalın bir hareketin bir gün böylesine büyük bir zafer anlamı taşıyacağını gençken insan hayal etmez....