Ekin Su Bal
O Ses

 

Gecenin bilmem kaçıncı yankısıydı bu. Bilmek de istemiyordu açıkçası. Hem bilse ne olurdu ki? Sanki gecenin sessizliğini bozan o ses mi, giden yıllarını geri getirecekti?

Aylardır bu sesle mücadele ediyordu, bir türlü susmak bilmeyen zihni.
Ne zihninin demeye çalıştığı şeyi duyabiliyordu ne de bu ne olduğu belirsiz, ruhunu delicesine delip geçen sinir bozucu sese anlam verebiliyordu. Göğsüne sanki bir şey; olanca yüküyle oturmuş, onunla alay ediyormuşçasına, bu seslerden kendi senfoni orkestrasını kurmuş gibi, kendi istediği gibi yazıp ekibiyle beraber söylüyordu. Sanki bilerek ve isteyerek ona acı vermek istercesine, tek bir gün bile bu koronun desibelinin düştüğünü hiç mi hiç hatırlamıyordu. Ona bir komplo kurulmuş gibi hissediyordu. Tuzağa düşürülmüş, kapanda tek başına yaşam mücadelesi veren zavallı bir hayvanmışçasına…

Çırpınıyordu ruhunun kanayan kanatları…
Çırpınıyordu hayalleri… ümitleri…
Çırpınıyordu zihninin en kuytu köşeleri…

Yatağından hafifçe doğruldu ve etrafına bakındı yorgun, bitkin gözlerle.
Tüm şehrin derin uykuya daldığı ancak gecenin onu kendi karanlık dehlizlerinde gezindirdiği anlardı.

Ancak birden sesi duymaz oldu.
Yataktan kan ter içinde uyandı, derin bir ürpertiyle. Ses gelmeye devam ediyordu, durmamıştı.
Rüyaydı, tüm o bittiğini zannettiği çile. Başını yastığa koydu ümitsizce ancak bir şey hissetti. Elini kalbine doğru yavaşça ama korkarak götürdü. O sesler aslında deli gibi atan kalbinin çığlıklarıydı. Elleri pencereye uzandı. Belki de gecenin mırıldandığı o karanlık ama derin şarkılarından biridir diye düşündü. Emin olamadı ya da olmak istemiyordu belki de çünkü korkuyordu bunun doğru olacağından. Korkuyordu onca yaşadığı, daha doğrusu yaşayamadığı hayatın kendisiyle birlikte kayıp gitmesinden. Buna şahit olmaktan, bunu iliklerine kadar hissetmekten korkuyordu.

Ancak bu doğruydu.
O ses, gecenin fısıldadığı şarkı değildi.
O ses…
Hayatının son anlarının sesiydi.

Ekin Su Bal

 

Tags: