15 Nis Eda Nur Talan
Kırmızı Geçmiş Zaman

Eski bir saatçinin önünden geçerken gözüne bir kol saati ilişti. Diğerlerine nazaran daha eskiydi. Koyu kırmızı, eskitilmiş çerçevesi sanki içinde yaşanmışlıklar barındırıyordu. Görünüşü, nedense içine bir huzur dolmasını sağladı.
Dükkânın cam kapısını yavaşça açıp içeri girdi. Vitrindeki kırmızı saati almak istediğini söylediğinde saatçi kısa bir an duraksadı.
“Bu saat uzun zamandır rafta. Gün sonunda kaldıracaktık, şanslısınız,” dedi heyecanla.
Genç kadının yüzünde de aynı duygu vardı. İstediğini almanın verdiği mutluluk ve tuhaf huzurla dükkândan çıktı, hızlı adımlarla eve gitti.
Koltuğa oturup saati kutusundan çıkardı. Oldukça eski olduğu belliydi. Şimdinin modasına hiç uymuyordu ama bir zamanların en gözde saatlerinden biri olduğu da çok açıktı. Kadın, saate hayranlıkla bakıyordu; kendisine bu denli huzur veren bir eşyası daha önce olmamıştı. Olduysa da hatırlamıyordu. Şu an tek odağı aldığı eşyaydı.
Telefonuna bakarak saati kurdu.
Tik… tak… tik… tak…
Bir anda odanın duvarları silikleşmeye başladı. Evinin salonu kayboldu, yerini eski aile evi aldı. Dışarıda güneş açmış, hafif bir rüzgâr esiyordu. Çiçekler, güneşin ve rüzgârın etkisiyle mest olmuşçasına süzülerek dans ediyordu.
En sevdiği mevsimdeydi; ilkbaharda.
Ailesini henüz kaybetmemişti. Kendisi de on yaşında, mutlu, huzurlu, neşe dolu bir çocuktu. Genç kadın, gözleri dolu dolu eski yuvasına, ailesine ve küçük hâline baktı.
“Keşke…” dedi, sesi içine kaçmış bir hâlde.
“Keşke daha fazla anımız olsaydı. Daha çok fotoğraf çekseydik… birbirimizi hiç kırmasaydık. Hep el ele verip aşsaydık tüm zorlukları…”
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Zaman ne çabuk akıp gitmişti… Sanki tüm bu yaşadıkları yirmi yılda değil de sadece birkaç yılda olup bitmiş gibiydi. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış, ailesiyle en güzel sohbetleri yeterince yapamamıştı.
Gözlerinden yaşlar süzülürken sahne değişti.
Bayram sabahıydı.
Babası ve erkek kardeşleri namazdan dönmüşlerdi. Evde tatlı bir telaş vardı. Her bayram sabahı olduğu gibi daha fazla harçlık almak için yapılan küçük şakalar, gülüşmeler, kahkahalar…
Kadın o anı izlerken kalbi hem ısınıyor hem de kırılıyordu.
Sonra… yavaş yavaş yüzler silikleşmeye başladı. Ev bulanıklaştı. Sesler uzaklaştı.
Gözlerini açtığında yine kendi evindeydi.
Elinde hâlâ o kırmızı saat vardı.
Derin bir nefes aldı.
Nasıl da özlemişti o günleri…
Şimdi ise hiçbir bayram o kadar neşeli ve huzurlu geçmiyordu.
Saat hâlâ çalışıyordu.
Tik… tak… tik… tak…
Ama bu kez sadece zamanı değil, özlemi de sayıyordu.
Eda Nur Talan