Annem Pazar günleri buharın ve köpüğün içine gizlenirdi, pek gülmezdi. Banyoda iki büyük leğene küçük Tursil kutusunun şaşkın bir ağız gibi açılmış kenarından toz deterjanı döker, “Önce birinci su, sonra ikinci su.” der, var gücüyle babamın daireye giyeceği beyaz gömlek yakalarını, kirlenmiş çoraplarını çitilerdi....

Yine sessizdi Gülsüm, arabaya bindi. Bütün gürültüler arkada kalmıştı. Yavru kedileri düşündü, aç kalacaklar diye üzüldü. Onları çok özleyecekti. Belki gittiği yerde de bulurdu bir kedi ya da bir salyangoz, hatta belki bir kelebek. Çıkıp dolaşırdı yine....

Nenem “Bekle.” diyordu. Oysa altı yaşında beklemek, yetişkinlerin sandığı kadar kolay değildi. Hele ki beklemenin sebebi bir çocuk için meşin top, spor ayakkabı, elma şekeri, kuklalar, dönen salıncak ve aslında hepsinden önemlisi babasına kavuşmaksa…...