Seda Ateş
Yarım Ses

 

Hemen hazırlanmalıydı. Kimse uyanmadan çıkıp hem yavru kedileri görmeli hem de güneş ortalığı iyice kavurmadan çok sevdiği parkta biraz yürümeliydi. Elini yüzünü yıkadı. Kısa kesilmiş saçlarının önünü ıslatıp bir güzel şekil verdi. Gözlerini de Cina Lolabiricida gibi uzun kuyruklu boyadı, üstüne caketini aldı. Altında dandolonu vardı ama olsun, zaten kimse onun altına bakmıyordu. Yüzüne bakıyorlardı, caketine bakıyorlardı. Tamamdı, çok güzel olmuştu, artık hazırdı.

Raftan usulca terliklerini aldı. Dün geceden peyniri hazırlayıp cebine koymuştu. Ablası görse çok kızardı, aman o da her şeye kızıyordu zaten. Kediler ölsün istiyordu ablası. El kadar yavrucaklar ne yaptıysa ona.

Terliklerini giydi, usul usul kapıyı açıp çıktı. Merdivenlerden inerken bacakları titriyordu telaştan ama sevinçliydi de; evden uzaklaşmak onu heyecanlandırıyordu. Apartman kapısını açtı, oh be, nihayet özgürdü. Hemen arka bahçeye, oradan da sokağın karşısındaki parka gitti. Kediler oradaydı. Nasıl da büyümüşlerdi, tombuş tombuş. Elini cebine soktu. Peynirin suyu parmaklarının arasına yayılınca biraz tiksinti hissetti ama umursamadı. Hemen ufalayıp yavru kedilerin önündeki boş kaba koydu. İştahla, itişe kakışa peyniri yemeye başladıklarında Gülsüm’ün yüzünün yarısı gülümsedi. Kediler çok güzeldi, salyangozlar çok güzeldi, çiçekler, kelebekler… Bu park güzeldi. Ev sıkıcıydı, ablası hep sinirliydi. Annesi suskundu ve babası gitmişti. Bir akşam salonun orta yerine düşmüştü, burnundan kan gelmişti. Annesi çok ağlamıştı, Gülsüm çok korkmuştu. Adamlar gelip götürmüşlerdi babasını. Annesi, “Veysel, gitme!” demişti. Gülsüm annesine sarılmıştı sımsıkı. Korkma demişti, akşam olunca gelecek baba demişti içinden. Ama baba bir daha hiç gelmemişti…

Annesi babasının eşyalarını koymuştu çantaya, köye göndermişti. Bir bu caket kalmıştı, Gülsüm onu vermemişti. Baba kokusu vardı cakette. Onu içine çekmişti.

— Gülsüm! Neredesin sen? Aklım çıktı. Yine niye kaçtın? Sen beni öldürecek misin ya? Yürü eve hadi yürü.

Ablası mutsuzdu, sinirliydi. Gözlerini boyuyor diye kızıyordu. Ağaçlara handa hunda yapıyor diye kızıyordu. Kedilere peynir vermesine, babasının caketini giymesine, parka gelmesine bile kızıyordu. Yüzünün yarısıyla üzülüyordu Gülsüm.

— Yürü hadi, başımın belası.

Gülsüm önde, ablası arkada girdiler eve.

Annesi:

— Ah benim kuzum, neredesin sen?

Gülsüm koştu, annesine sarıldı.

Ablası:

— Anne yeter artık, bak ben aklımı oynatacağım. İki tane yarım akıllı kızın olacak… Verelim bakımevine… Benim gençliğim geçip gitti… Evlenemedim sizin için… Gülsüm’e bakıcı olayım diye mi doğurdun beni…

Gülsüm, ablasının bir yandan bağırıp bir yandan ağlamasından korkuyordu. Kulaklarını kapattı.

— Aklı yerinde değil, kendisine de zarar veriyor. Altında incecik pijamayla çıkmış, yaka bağır açık, üstünde babamın eski ceketi… Parkta ağaçları sayıyordu bulduğumda. Bir tane adam saklanmış onu izliyordu. Ben gitmesem peşinden… Ah anne ah! Şunun hâline bak. Gözlerinin makyajına bak, tipine bir bak anne ya şunun.

Gülsüm iyice soktu parmaklarını kulaklarının içine, ses duymak istemiyordu. Annesi ağlıyordu usul usul. O gece ablasıyla annesi fısıldaştılar, ağladılar, sabaha karşı sustular.

Üç gün sonra Gülsüm’ün eşyalarını küçük bir çantaya koyup, ağlamasına aldırmadan önüne katıp yola koyuldu ablası. Evden ayrılırken annesi sarıldı boynuna, ağladı yine usul usul.

— Korkma kızım, dedi. İyi olacaksın, dedi.

Gülsüm’ün bir gözünden akan yaşı sildi annesi avucunun içiyle. Gülsüm’ün sesi çıkmıyordu. “Gitmem,” diyemiyordu. Sessizdi Gülsüm; doğduğundan bu yana suskundu. Yüzünün bir yarısı donmuştu, diğer yarısıyla gülüyor, seviniyor bazen korkup, ağlıyordu. Yine sessizdi Gülsüm, arabaya bindi. Bütün gürültüler arkada kalmıştı. Yavru kedileri düşündü, aç kalacaklar diye üzüldü. Onları çok özleyecekti. Belki gittiği yerde de bulurdu bir kedi ya da bir salyangoz, hatta belki bir kelebek. Çıkıp dolaşırdı yine. Caketini de almıştı yanına zaten. Ama annesi… Ondan uzak kalmak istemiyordu. Keşke bırakmasaydı annesi onu, ablasına izin vermeseydi. Bağırsaydı ona, kızsaydı…

Evden uzaklaştıkça acı iyice içine oturmuştu. Ardında kalan annesi değilse bile şehir çoktan susmuştu…

Seda Ateş

 

Tags: