Güm. Güm. Rıza bir müddet bekledi ancak kapıyı açan olmadı. Tekrar, güm. Güm. Anahtar taşıma âdeti yoktu Rıza’nın. "Zarife! Aç hele, ben geldim. Bugün işim erken bitti." İçerden tıkırtı dahi gelmiyordu. Daha sert vurdu Rıza bu kez. Güm! Güm! İtti ancak kapı içeriden sürgülüydü....

Çok sıcaktı hava, öyle sıcaktı ki ufka baktığımda görüntü titreşirdi. Sarı sıcak zamanlardı. Çok gençtik daha, üç ay olduydu evleneli. Öyle pat diye everiverdiler beni. Kimdi, neciydi, nasıl oldu hiç bilmeden, öylece. Sanki yangından mal kaçırır gibi. ...

Bir gece vaktiydi. Gökyüzünde parıldayan yıldızlar geceye göz kırpıyordu âdeta. Zühre, yüreğinde sevda yeli, ellerinde inatçı karadut lekesiyle gökyüzüne bakıyordu. O an bir karar vermeliydi. Ya sevdiğinin elini tutup gidecek, ya da burada kalıp kaderine razı olacaktı....

Mayıs ayının serin bir gecesinde ayın ve yıldızların tüm çıplaklığıyla karşısında durduğu balkonundan dışarıyı izliyordu, genç kadın. Üzerinde kendisini güvende hissetmesini sağlayan ince pamuklu bir pike ve saçlarını usulca okşayan rüzgâr vardı. Bu durum, ona annesini anımsattı....

Yine sessizdi Gülsüm, arabaya bindi. Bütün gürültüler arkada kalmıştı. Yavru kedileri düşündü, aç kalacaklar diye üzüldü. Onları çok özleyecekti. Belki gittiği yerde de bulurdu bir kedi ya da bir salyangoz, hatta belki bir kelebek. Çıkıp dolaşırdı yine....

Her şey dün başlamış gibi kurdum kahvaltı sofrasını; peynir, zeytin, salatasından omletine, masasının bir başından diğer başına, maaile oturacak gibi dizdim içi dolu tabakları. Baktım, bir avuçtu; masanın üzeri bir başından diğer başına bir adımda gidiyordun. Duvarda asılı düğün fotoğrafına baktığımda bir adımda gelmiştik bugünlere....

Burada her şeyin adı Ayşen'dir. Odalar gözden geçirilecek, kahvaltılıklar hazırlanacak, müşteriler karşılanacak… Belki günde yüz kere adımı söyler ama bir kere bile “Nasılsın?” demez. Sahi… Bunu nasıl başardım? Hem her şeyde olup hem hiçbir yerde olmamayı....