Pınar Akyüz Atmaca
Sessizliğin Biyografisi

 

Masanın başına oturduğunda üzerinde biriken toz gözünden kaçmadı. Ne zamandır buraya uğramadığını hatırlamıyordu. Birkaç böceğin ardında bıraktığı uzuvları, tiksintiyle karışık bir merhametle, basmaktan daha çok değer vermediği halısına süpürdü. Önüne günlerden beri yolunu gözleyen sarı çizgili defteri, yanına lacivert, kabartmalı bir kalem çekti. Başını avuçları arasında bir süre bekletti. O sırada pencereden süzülen yağmur, düşüncelerini yazmadan önce gizli bir kayda başladı. Damlalar bir duruyor, iki ilerliyordu. Doğadaki düzene hayranlığı bir kez daha arttı. Ritüel hâlini alan bu akşamlar onun için yeni bir kimlik oluyordu. Her bakışında bir düğüm çözülüyor, eski bir sandığın anahtarı gizlendiği yerde kımıldıyordu. Kaleme daha fazla direnmeyip yazılmayı bekleyen hikâyenin hükmüne geçmesi artık kaçınılmazdı.

On beşinde evlendirilmişti Meliha Nine. Genç kızlığı dahi anlayamamışken kadınlığa, sesini kaybeden bir orman gibi devrilince ne kimseye söyleyecek bir sözü ne de gözlerini umutla açacağı bir günü kalmıştı. Kadınca sesi anne sesine büründü sonra. Her geçişte yeni ve dayanılmaz bir acı yaşıyordu. İlk çocuğunu karyola ile duvar arasına sıkışan bedeniyle bir başına kucağına almıştı. Biraz daha… diyorlardı, biraz daha geç kalınsa… Bitişikteki evin sinirli sahibesi işte o günden sonra ona bir kız kardeş gibi davranmaya başladı. Sabahları sütünü, yumurtasını elleriyle getirdi. Evinde göreceği bir hizmeti varsa çekinmemesi için yeminler ettirdi. Meliha Nine, biraz görgüden biraz da kafasının içindeki gürültüden bazen onu onaylar bazen de sessizliğinden anlamasını beklerdi. Zaten onun en uzun cümlesi de bu sessizliğiydi.

İlk çocuğundan sonra ne kollarında ne de içinde uzun süre çocuk sesi duyamadı. Verilen her işi büyük bir titizlikle yapsa da etrafındakileri memnun edemiyordu. Anlatamıyorsa yazmak, kaderinin acı acı feryadını en azından böyle kaydetmek istedi. Eli kalem yerine her şeye erişmişti. Oğlu Samet, onun dünyaya açılan değerli bir penceresi oldu. Okula öğrenci olarak giden oğul, eve öğretmen ve kâtip olarak giriyordu. Yazıları birlikte düzenliyor, kâh ağlayıp kâh sarılıyorlardı. Bu fasılaların sonu ayakların şiddetlice silkinmesiyle geliyordu. Gözlerini açtığı bu dünyanın kireç tadındaki neşesi iyiden iyiye artıyordu.
Samet’in vücudu, anlamın derinliğinde uğultuyla karışık sallandı. Annesine yalvaran gözlerle baktı.

“Yoruldun değil mi oğlum?” diye sordu. Oysa bu soru bir duanın kılığında dolanıyordu:
“Yorulma oğlum… N’olur, yorulma!”

Samet işittiği cümleleri kâğıtla her buluşturduğunda içi, alevden bir topuz gibi yumruk hâlini alıyordu. Tahta bölmeyle evin diğer kısımlarından ayrılan bu gizli mabette, uykuyu kaçıran her karanlık gittikçe berraklaşıyordu. Bir gün defterin de yazılabileceklerin de sonuna geldiler. Oğluna doyasıya sarıldı Meliha Nine. Yüreğinden öptü onu. Defteri saklamasını istedi. On iki yaşına henüz ulaşan bir çocuğun böylesi olgun ve güvenilir olması Meliha Nine’nin en güzel ve en saf tesellisiydi.

Samet’in görevi henüz bitmemişti. Geceyi avazıyla yaran bir kız kardeşi olmuştu. Onu kollamış, iyi olduğundan emin olmak için elinden geleni yapmıştı. Samet büyüdükçe hayattaki amacının ne olduğunu anlamaya başlıyordu. Etrafında yardıma ihtiyacı olduğunu fark ettiği kim varsa—özellikle kadınsa—adım atmaktan çekinmiyordu. Kalemiyle önce annesine yardım etti. Sonra silik biyografilerin peşine düştü. Adları unutulmasın diye kadınları, çocukluğu çalınmış masumları, köşe taşı olamayan insanları yazdı.

Yıllar defterleri sararttı, saçlara aklar düşürdü. Meliha Nine’nin begonyaları pencere kenarlarında, yumuk bir çeneye kavuştu. Son yazdığı kaderden döndü bir gece Samet. Hastane odasında ağzını dahi göstermeyen uzun ve kıvrımlı hortumlar, bu ulvi kadının güzelliğine gölge düşürememişti. Baş ucuna geçti. Eline, annesinin yüz görümlüğü olarak saydığı defteri aldı. Baştan sona, dua okur gibi sakince dillendirmeye başladı. Yağmur bir duruyor, iki ilerliyordu. Sayfalar arttıkça nefesler tükeniyordu. Defter bir aralık yere düştü. Huzursuz bir uyku odada kol geziyordu ki içeriye üst dudağı azıcık şişkin küçük bir çocuk neşeyle girdi. Çocuk, ninenin sol yanağına her zamanki masumiyetiyle iki öpücük kondurdu. Meliha Nine gözlerini sadece o an hafifçe araladı. Bir zamanlar oğluna emanet ettiği hayatı, şimdi torununun ellerinde can buluyordu. Feri sönmüş gözlerinde bir damla belirdi. Sanki teşekkür ediyordu. Huzurluydu. Sonra yağmur dindi. Ve Meliha Nine, yeni bir ocağın sakini oldu.

Pınar Akyüz Atmaca