Fatma Maksude Kılınç
Komşu

 

Başımda tuhaf bir ağrı var, dönüyor dünya, sallanıyor. Farkına varmadan tansiyonumu yükseltmiş olabilirim. Zaten son günlerde hayat çok boktan, nereye baksam bir saçmalık görüyorum. Üstüme üstüme geliyor her şey! Zaman ağırlaşıyor, hayat ağırlaşıyor…
Pencerenin önündeki koltuğuma oturuyorum. Koltuğun sağ bacağı iyice oynuyor. Yaptıramadım bir türlü. Sallanıyorum iyice. Tam oldu şimdi, birazdan midem de bulanır. Buyurun eğlenceye.
Sehpanın üzerindeki kitap ne zamandır duruyor bilemedim şimdi. Uzundur kitap okumuyorum, gözlerim de kötü çünkü. Hepsi duymuş zayıflığımı misafirliğe gelmiş. Giderler inşallah. Aa bak abajurun şapkasını yapıştırmayı unutmuşum. Ne çirkin görünüyor ama. Yapıştırıcı alsın da sanayiden Hasan, yapıştırayım. Geçenlerde Sarp’ın oyuncağını yapıştırayım dedim, parmaklarım da yapıştı. Ne bileyim Japon dediklerindenmiş! Nerde benim tatlı peligomum, kendisi güzel, kokusu güzel. Ne severim şunun kokusunu. Hani azıcık daha zorlasam bağımlısı olurum. Hadi bakalım işin yoksa bir köprü altı ara. Ay ne sevimsizim yine. Fasulyeleri de ayıklamalı. On saatte pişer artık. Buzluğa mı atsam ne yapsam. Canım istemedi mi pat atıyorum buzluğa. Dur bi kahve yapayım yeni almış çocuklar, mis gibi koksun ortalık. Çağırsam mı şu karşıdakini? Amaaan boş ver, elin şımarığıyla uğraşma şimdi. Hanidir izliyorum şunu, selamsız sabahsız bakışıyoruz hep işte. Sen selam verdin mi derseniz, ilk gün şöyle bir selamladıydım sanki, geçmiş gün ne bileyim ben, öyle hatırlıyorum.
Onu izlediğimi bildiği halde bir selamlamıyor yahu, ona da yuh yani! Tesadüfen fark ettim kadını. Her gün aynı saatte kahvesini alıyor, geçiyor pencerenin önündeki koltuğa benim gibi. Ben onu izliyorum, o biriyle saatlerce telefonda konuşuyor. Ay ne anlatır bu kadar bilmem ki. İnsan o kadar konuşur mu ayol. Bıktırırsın karşındakini. Sabah kahve ve telefon, öğleden sonra çay ve telefon, akşam salata ve telefon. Hiç değişmiyor. Bir ışık da açmıyor. Öyle karanlıkta. Hiç mi canın sıkılmıyor acaba?
Bak yine her zamanki karanlığında oturuyor. Şimdi telefonunu eline alır. Arada bana da bakıyor yalnız. Bazen öyle dikkatli bakıyor ki benimle konuşuyor sanırsın. Şımarık ama, orası kesin. Çok konuşuyor, çok gülüyor, azıcık oynak gibi.
Bazen hep beyaz gömlek giyen genç bir adam geliyor eve. Evet evet kadından genç. Oturuyorlar pencerenin önüne, bir sohbet sorma gitsin. Beğeniyorum çok güzel gülüyorlar çünkü, çok sohbet ediyorlar. Arada öpüşüyorlar da… Çapkın ayol bu kadın, bal gibi çapkın. Yok el ele içeri gittiklerini hiç görmedim şimdi Allah için…
Geçtiğimiz hafta büyük bir fırtına oldu. Yok, ben hiç korkmam fırtınadan falan. Zevkle baktım pencereden. O da geldi pencereye, yüzünde bir korku ki sorma gitsin, Aradaki mesafeye rağmen çok korktuğunu anladım. Yazık ayol, insan üzülüyor. Hani gidip elinden tutasım, “korkma, ben buradayım,” diyesim geldi. Baktı baktı bana, ben de ona baktım. Tam o anda bahçemizdeki koca çam ağacı bir yere yattı ki ben bile korktum vallahi. Kadıncağız içeri kaçtı, bir süre görünmedi. Yatağın içine girmiş, tir tir titremiştir yazık. İnsan fırtınadan korkar mı hiç? Zavallı, kim bilir korkacak neler yaşadı? Herkes benim gibi metanetli olamaz canım. Bak ben hiçbir şeyden korkmam. Evet, başım ağrıyınca azıcık tırsıyorum ama. Ee ne yapayım, babamı beyin kanamasından kaybedince insan tedirgin oluyor işte. Bu iş ırsi mi, onu da bilmiyorum ya!
Her sabah başka başka biri oluyor yalnız bu kadın. Geçen gün kürkle oturdu evin içinde pencerenin dibinde. Kaloriferleri mi çalışmadı bilmem. Bana “Bak benim kürküm var.” mı demek istedi onu da bilmiyorum yani. Hani sanki tiyatrocu da her gün yeni bir kostüm ve rolle seyirci karşısına çıkıyor. Seyirci de benim yalnız, hahaha… Aa bizim üst katta başkaları da seyrediyor mu bilmem bak. Çok bakılası biri işte canım.
Yalnız geçen sabah tesadüfen aynı anda ekmek almaya gitmişiz, yani ona göre tesadüfen bana göre değil, hahaha. Şöyle gizliden bir baktı bana. Gülümseyiverdim. E ne yapayım yani, kadınla ahbap oldum sanki ben. Öpüşmelerini bile biliyorum, bazen korktuğunu. Bu durumda epeyce tanışıyoruz sayılmaz mı yani?
Bu gece yine onu izlerken, artık onu da bu mahalleyi de komşuları da hiç sevmediğimi düşündüm. Bıkmışım gibi geldi. Artık cazip olmayan birinden kopmak gibi, işte ne bileyim kurtulmak gibi. Pencereye yapışmış ona ve yalnızlığıma bakarken bir anda göz göze geldik. İkimiz de gözlerimizi ayırmadan baktık… Baktık… Dudaklarındaki o tuhaf gülümseme beni huzursuz etti önce. Sonra sanki aslında tanışmışız da karşı komşuculuk oynuyormuşuz gibi geldi bana. Eliyle bana, “Buraya gel.” dedi. Gözlerime inanamadım. Beni çağırıyor bu kadın. Nereden çıktı şimdi bu durup dururken, onu sevmediğimi fark etmişken. Önce üzerime pek alınmadım, sonra baktım ki ısrarlı, habire el sallıyor. Ne diyecek şimdi bu bana? Hay Allah, gitsem mi, gitmesem mi? Şimdi bu akşam karanlığında yabancı bir eve gitmek de hiç cazip gelmedi. Yoo hayır korktuğum için değil. Sadece ne gerek var. Bunca zaman çağırmamış da şimdi niye el ediyor? Hiç de gidesim yok diyorum ama merak, ona ne demeli? Meraktan çatlayacağım. Gitsem mi gitmesem mi derken kendimi kapısının önünde buldum.
Kapısı aralık, ay cinayet filmleri gibi oldu bu. İçerde kanlar içinde bulmamayayım şimdi bunu! Öff saçmalık! İçerisi karanlık, içeriyi alacalı bulacalı renkleriyle televizyon aydınlatıyor. Televizyonu kapatıp ışığı açıyorum. Salon ne kadar sade. O kürk mürk giyen kadınla alakası yok evinin. Duvarlar bomboş, aksesuar bile yok. İçimden “Ne ruhsuzmuşsun!” dedim. Derken onu gördüm. Kanepede, iki elini karnında birleştirmiş öylece uyuyor. Hasta mı acaba, bakıyorum, yoo usul usul fısıldayarak öylece uyuyor. Ay bu ilaç içmiş falan olmasın, ne yapsam? İyi ki gelmekten korkmamışım, belki şimdi hayatını kurtaracağım artık sevmediğim bu kadının… İnsan bazen ne işe yarayacağını bilmeden neler neler yapıyor, nerelere gidiyor gördün mü? Beyaz gömleklinin telefonunu bulsam da arasam derken beyaz gömlekli içeri daldı, demek anahtarı var. Kadını o halde görünce telaşla bağırmaya başladı. Bir yandan kadını uyandırmaya çalışırken bir yandan da bana hesap soruyordu. “Ne oldu, ne yaptın? Öldü mü, ne oldu?” O an bana öyle komik geldi ki her şey, kahkahalarla gülmeye başladım, sinirlerim bozuldu, güldükçe daha çok güldüm. Adam bağırırken, ben gülerken kadın uyandı, baygın baygın adama bakarken beni fark etti. “Ooo gelmişsin, evimi de görmeni istedim. Kafandaki ben daha iyi şekillensin.“ dedi. Alayla gülümsüyordu. Alayını fark edince kaskatı kalakaldım, arkamı döndüm ve evden çıktım. Soğuk tokat gibiydi, eh bana da bu lazımdı zaten. Üşümekten, çok üşümekten ilk kez çok hoşlandım, ısınmak aklıma bile gelmedi…

Fatma Maksude Kılınç