20 Ağu Soner Yağışan
Geçip Gidiyordum

Geçip Gidiyordum
Sonra doğup büyüdüğüm evin önünden geçtiğimi fark ettim.
Sessizdi sokaklar.
Tekerlekli sandalyeyle biri gidiyordu yavaşça.
Hava oldukça sıcaktı.
Geçip gidiyordum.
Her şeyden geçip gidiyordum.
Bunu, çok o an anlamıştım.
Bunca zaman aslında tek yaptığım şey buymuş.
Hep geçip gitmek…
Yabancılar ve tanıdıklar…
Hepsinin yüzü artık bir olmuştu.
Karışmıştı silüetler.
Kavramlar karışmıştı.
Ayrımlar kalkmıştı dünyadan.
İyi, kötü; güzel, çirkin…
Geçip gidiyordu, onlar da benim gibi.
Vaktinde karar kıldığım,
yerleştiğim,
sahiplendiğim,
sahiplenildiğim
her şeyin önünden geçip gidiyordum.
Bu hâlin içinde,
bu hâl ile yaşıyor olduğumu
çok geç anladım.
Zamanı yakalamaya çalıştığım olmuştu.
Durduğum anlarda bile geçip gittiğimi,
başlamakla bitmenin boşluğunu,
yaşamın büyülü sarhoşluğunu,
gördüğüm her şeyin loşluğunu
artık anlıyordum.
Kıyısında oturduğum dere akıyordu;
ben varmış gibi, ben yokmuş gibi.
Dalına çıktığım ağaç yaşlanıyordu;
ben varmış gibi, ben yokmuş gibi.
Ben de yıllarca yaşamışım;
Sen varmışsın gibi, sen yokmuşsun gibi.
Her şeydeki derin boşluk,
aidiyetteki keyfiyet,
bağlayıcı olmayan bağlar,
başı dumanlı yüce dağlar…
Dumanlar gibi geçip gidiyordum;
Ondan, senden ve kendimden…
Soner YAĞIŞAN