20 Ağu Ekin Toprak Ertuğral
Sınır

Kader ülkesinin başkanı bir açıklama yaptı o gün. Sesi cansızdı, gözlerinde endişe vardı. “Şubat ve mart ayında evlenmek yasaktır. Her kim ki o aylarda evlenir, hayatlarının sonuna kadar kaderleri gülmez. Ülkemizi böyle bir tehlikeye sokanlar, cezalandırılır. ”
Başkanın oğlunun içi sıkıldı. Doğduğundan beri aynı düzenin içindeydi. Dolaşmak için saraydan çıktı ve farkına varmadan kendini Tesadüfler Ülkesi’nin sınırında buldu. Babasının sözlerini hatırladı: “Sınırdaki bu siyah ve beyaz taşlar kaderimizi çizer, unutma. Benden sonra da sana emanet. Tek bir taş bile eksilmemeli buradan.” O gün Tesadüf Ülkesi’nin başkanı da bir açıklama yapıyordu. Neşeli sesi her tarafta yankılanıyordu. Gözleri heyecanla parlıyordu:
“Bu akşam herkes saraydaki maskeli baloya davetlidir. Bakalım tesadüfler kimi çıkaracak karşınıza. Sonsuza kadar mutlu olacağınız insan bu baloda olabilir.”
Böyle bir balo kendi ülkesinde olsa “Kaderimde hayatımın sonuna kadar mutsuz olmak varmış.” derdi insanlar ve hayatı kendilerine zindan ederlerdi, karşılarına çıkan insanla birlikte. Neler yaşanacağını merak etti genç adam. Eve dönüp korkunç bir kurt maskesi hazırladı kendine. Komşu ülkenin kapısından girer girmez, Asena maskeli bir kız çıktı karşısına.
“Tesadüfe bak, ne yakışıklı bir kurt.” dedi kız.
“Beni sana getiren tesadüf mü, kader mi? ” dedi genç adam.
“Kader deyip içini karartma, tesadüf deyip bu karşılaşmanın keyfini çıkar,” dedi Asena.
“Peki ya senin için doğru insan değilsem?” dedi çirkin kurt.
“Hayatın bizim için hazırladığı tesadüfler var. Bazısı mutluluk getirir, bazısı getirmez. Yaşamadan bilemezsin. Korkma,” dedi ve uzaklaştı oradan. Kurt yalnız kaldı. Bir süre etrafına bakındı. Gözleriyle kızı aramadan da duramıyor, kalbindeki sese kulak vermeye korkuyordu.
Kızı görür görmez yanına gitti: “Bize, kadere boyun eğmek öğretildi; başka türlüsünü yaşamadım ki.” dedi. Kız, küçük bir öpücük kondurdu kurdun korkunç suratına. Gitmeden önce de iki küçük taş bıraktı, genç adamın avucuna; biri siyah, biri beyaz. “Bu taşlar ile kaderinin yönünü değiştirebilirsin belki.” dedi.
Korktu genç adam, hem kaderine karşı gelmekten hem tesadüfe inanmaktan. Bu taşlar iki ülkeyi ayıran taşlardı. Avucunda sıcaklıklarını hissetti. Cesaretine hayran oldu. Eve gidene kadar cebindeki taşları birbirine sürttü, birbirinden ayırdı. Kaderindeki kız oydu belki de. Öylesine gittiği bir baloda karşılaşmıştı bu kızla. Kafası karıştı. Babasını nasıl ikna edeceğini düşündü. Sabaha kadar sınırda dolaştı durdu. Belki de alacağı karar hayatını değiştirecekti. İlk defa karşı çıktı, kafasındaki karanlık sese.
Yeni gün doğduğunda kötü haber, Kader Ülkesi’nde korkuya sebep oldu. Başkanı kendini yerden yere atıyordu. Kaderin kötü bir oyunuydu bu. Düzen bozulacak, savaşlar başlayacaktı. İki ülke arasındaki taşların akıbetini konuşmak için başkanlar hemen bir toplantı düzenlediler. Tesadüf Ülkesi’nin başkanı sakindi:
“Belki de bu eksiklik yeni bir beraberliğin, huzurun tesadüfüdür.” dedi.
“Olmaz.” dedi Kader Ülkesi’nin başkanı. “Kadere karşı gelirsek cezası büyük olur.”
“Tamam, kendi ağzınla söyledin işte; belki de kaderimizde bu var.” dedi diğer Başkan.
O sırada kalabalığın arasından iki genç sıyrıldı. Kurt ve Asena maskeleri vardı yüzlerinde.
Maskelerini çıkarıp el ele tutuştular. Tesadüf ve kaderin sınırlarını çizen taşları tek tek alıp uzaklara fırlattılar.
Ekin Toprak Ertuğral