Duygu Görücü
Bir An

 

Bu sabah da kahvaltımı yaptıktan sonra yürüyüş kıyafetlerimi giyip her zaman gittiğim parka gittim. Yürüyüşümü yaptıktan sonra gölgedeki ilk banka oturup, gelip geçen insanları izlemeye başladım. Pazar günleri burada olmayı seviyordum. Özellikle güzel havalarda kuşların sesi ile insanların sesinin karışması farklı bir huzur veriyordu.
Tam o sırada, yanıma orta yaşlı bir bey geldi. Müsaade isteyip bankta yanıma oturdu. Yanındaki siyah beyaz benekli köpeğini sevmek için izin istediğimde, “Tabii ki, uysaldır, korkmayın.” dedi. Köpeği severken “İsmi nedir?” dedim. Köpeğine çevirdiği bakışlarındaki sevgi görülmeye değerdi. “İsmi Leke.” dedi. Bir köpek için değişik bir isimdi. Benekli ya da başka bir şey neyse de leke değişik bir seçimdi. Bir yandan köpeği severken “İlginç bir isim, anlamı var mı?” diye sordum. Derin bir soluk alıp, “Var, vaktiniz var mı?” dediğinde iyice meraklandım ve başımla onay verdim.
O da önce eliyle köpeğini okşadı ve “On beş yıl önce buldum Leke’yi.” diyerek başladı. Kendisinden bahsedildiğini anlamış gibi bankta ikimizin arasına yerleşti. “Çok sever bu hikâyeyi.” dedi gülümseyerek. “En yakın arkadaşımdı. O akşam buluşacaktık. Ben geç kaldım. Buluşma yerine gittiğimde etraf polis kaynıyordu. Ne olduğunu öğrendiğimde geç kaldığıma pişman oldum. Her zaman erken giden ben olurdum, oysa.” dedikten sonra yaşlı gözlerle köpeğin başını okşadı. Yüzüne baktım ve “Nasıl yani? Ne olmuştu ki?” dedim istemsizce meraklanarak. Başını kaldırdı ve gözlerini uzaklara dikerek “Buluşacağımız kafede beklerken içeriye bir adam girmiş. Hemen arkasındaki masada oturan kadınla tartışmaya başlamışlar. Arkadaşım dayanamazdı haksızlığa… Tartışmaya müdahale edince kavgayı çıkaran adam dönüp masadaki çatalı arkadaşımın boynuna saplamış. Diğerleri, ambulansı ve polisi çağırasıya arkadaşım…” devamını getiremeyerek sustu. Aramızdaki uzayan sessizliği bozmak için hamle yapacağım sırada, “O kargaşada ne yapacağımı bilmez halde dururken ayaklarıma dolanan yavru köpek, beni kendime getirdi. Bakışları ile teselli verir gibiydi. Eğildim ve kucağıma aldım. Ambulansın yanına gittiğimde, oradan hastaneye hep kucağımdaydı. Hiç kaçmadı, rahatsız olmadı.” dedikten sonra, köpeğine indirdiği bakışlarında şefkat vardı. “İsmini o gün ‘Leke’ koymaya karar verdim. Hayatımdaki en büyük olayı unutmamak ve hep hatırlamak için.” diyerek bana döndü. Anlayışla başımı salladım ve “Arkadaşınıza üzüldüm ama geç kalmak olabilecek bir durum. Erken gitseniz de nasıl engel olacaktınız ki?” diye sordum. İç çektikten sonra, “Belki evet belki de hayır ama o gün her zamanki gibi erken gitmiş olsaydım…” dedi. Tam itiraz etmeye kalkışacaktım ki “Bir an, çok şey değiştirir. Leke, o felaket anında beni buldu. Belki de arkadaşım gönderdi onu bana ve ben de onun başına geleni unutmamak için kendimce ölümsüzleştirdim.” dedi.
Köpeğe baktığımda sahibinin bacağına koyduğu patisiyle acısını paylaşıyor gibiydi. Adamla göz göze geldiğimde müsaade istedim ve “Teşekkür ederim, benimle paylaştığınız için.” dedim. Başıyla selam verdikten sonra yanlarından ayrıldım ve evime gittim.
O pazar ve sonrasındaki günlerde çok düşündüm bu olayı, Lekeyi ve sahibini. Yakın arkadaştan da öteydi belki de o kişi ama o an soramadım. On beş yıl boyunca kendini cezalandırmak… Anlamlandıramadığım bir durumdu. Belki de dediği gibi, her şey anlıktı ve o anı kaçırmamak gerekiyordu. Hatırlamak istediği acı değil, buydu; kim bilir? Bildiğim bir şey varsa o günden sonra bende de bir şeylerin değişmiş olduğuydu.

Duygu Görücü