Ali Caner Şaka
MAVİ LEKE

Ali Caner Şaka

MAVİ LEKE

Anlamak sevgilim

O müthiş bir bahtiyarlık,

Anlamak gideni

ve  gelmekte olanı’’

Nazım Hikmet RAN

Ortalama üç yüz beş yüz sözcükle idare edilen “günlük konuşmanın” en büyük kaybedenleri, birden fazla anlam taşıyan sözcüklerden başat anlama mahkûm olanlardır. Zaman içinde diğer anlamlar neredeyse kaybolur ve artık hatırlanmaz. ’’Leke’’ sözcüğünün anlamı da bunlardan!.. Öylesine olumsuz(!) bir nitelemeye mahkum olmuş ki, istenmeyen bir farklılık gibi algılanıyor. Temelde farklı renk, doku gibi farklılığa işaret ediyor üzerindeki yüzeyde. Böyle bakınca son derece masum bir ifade ama Haziran yazımda anlatmaya çalıştığım üzere çok yönlü bakıp anlamaya çalışmak gerekli. Bu yaklaşım, insan düşüncesinin kendisine sunulanı olduğu gibi kabul etmek yerine kendisinde mevcut bilgi süzgeçlerinden süzmesi demek. İnsana özgünlük ve özgürlük sağlamanın da ötesinde, ’’kullanılmasının’’ da önüne geçmesi yönünden elzem!

Zihinsel ve sanatsal üretim sürecinin başlangıcı, en azından benim için ‘’sezgi’’!.. Felsefeci Bergson için de bu böyledir. ‘’Intuition’’ yani sezgiyi işin başı sayar. Sezgi, insanı eyleme geçirme potansiyelini güçlü bir biçimde taşır ama eksiktir!

Zurnanın zırt dediği nokta, tam da burasıdır!

Ve ‘’zırt’’ Albert Camus’den gelir! Şöyle tamamlar Camus: ’’İyiyi istemek yetmez! Aydınlanmamış iyilik (iyiyi sevme), kötülük kadar zarar verebilir.’’

Dediği açık, sezgi ve niyet yetmez; bunun bilgi ile donatılması gerekir. Bu çok basit bir ilke gibi görünebilir ama hiç abartısız “YAŞAMSAL”dır! Öylesine yaşamsaldır ki tıp bilimi bunu ilk ilkesi kabul etmiştir: “Primum non nocere” Önce hastaya zarar verme!.. Açıkça diyor ki, bu konuda bilgin yoksa müdahale etme; mevcut durumu daha da ağırlaştırabilirsin. Doktor bile olsan…

Böylece temelde üretim planının çizgisi; sezgi, eylem niyeti, araştırma ve eylem olarak gelişirse üretimin niteliği de araştırmada elde edilecek bilgilere göre mükemmelleşecektir. En önemlisi araştırma ve bilginin yoğunluğu ortaya çıkan sonucun (eserin) zamana dayanabilmesinin de ölçüsü olacaktır. Da Vinci’nin eskizlerini hatırlayınız!

 Antoine de Saint  Exupery nin ‘’Küçük Prens’ini ancak 23 yaşında okuyabildim. Anlatamayacağım kadar çarpıldım. Hele de o “Bana bir koyun çiz!” bölümünde… Kulaklarıma kadar kızardığımı hatırlıyorum! Bana da sorulsaydı kabak gibi bir koyun resmi çizerdim! Tamam, o sırada bilmiyordum; bir kadının, Picasso’nun kübik insanlarına “Bunlar ne biçim insan?” sorusuna, “Hanım, bunlar insan değil; resim bu, resim!” diye cevap verdiğini ya da meşhur bir ressamın, kendisinden ille de ona bir resim çizmesini isteyen sonradan görme zengine, üç dakikada bir resim çizmesi için ressam büyük bir meblağ istediğinde “Ama üç dakikada çizdiğiniz resim için bu meblağ çok değil mi, maestro?” ifadesine, “Yanlış, mösyö; yetmiş yıl ve üç dakika.” dediğini. Bir eksikliğim vardı da ne? Böylece, yaşamımda ‘’özgürlüğümün yalnızca kitap okuyabilmekle sınırlı olduğu’’ o iki sene içinde başladım sanat felsefesini anlamaya çalışmaya. Lucas’dan Fisher’e ve daha sayısızcasına daldım. Okudukça kızardım!.. Bilgi ve metodolojinin ne denli elzem olduğunu artık anlamıştım. Bir daha da bilgim olmayan şeyleri yazmadım!

Leke bahsi de böyle. Başkası görse “Deli.” der, iki gün kesintisiz düşündüm üzerinde “Leke nedir?” diye! Sonunda çok anlamlı olduğunu görünce bu anlamlardan birini seçtim. Ruhu mavi bir insan olarak yeryüzünün en hâkim rengi, mavi lekeyi vurgulamaya karar verdim.

Uzaydan bakıldığında dünyayı diğer gezegenlerden ayıran en önemli görüntü, suya bağlı bu mavi renk! Lütfen bir göz atınız, NASA’nın uydulardan çekilmiş o muhteşem dünya fotoğraflarına! Dünyamızın dörtte üçünü kapsayan o ihtişamlı mavi lekeye! Bu mavi lekenin bunca sanatçıya ilham olmaması mümkün değildi. Başından bu yana sanatta en çok işlenen konulardan biri, deniz! Şifasından faunasına, her yanı ilham kaynağı olmuş.

Ruhumuz mavi dedik, bu nedenle yaptığım yapacağım tüm seyahatlerde bir notik(!) taraf mutlaka bulunur. Özellikle de sanatla notik alanın buluşması her zaman eşsiz görüntüler sunmaya elverişlidir. Bu yazı kapsamında size bu konuda iki örnek vermek istiyorum. Her ikisi de tematik ve florayı düşle gerçek arasında sergiliyor.

 

L’Odyssée de Léa


İlki, bir Fransız sanatçının geçen yıl sonunda Paris’te açtığı bir sergi ve onun üstüne aynı sergiyi noelde Vaux le Vicomte şatosunda sergilemesine ilişkin izlenimler. Serginin ismi ‘’L’Odyssee de Lea’’,sanatçı Junior Fritz Jacquet.’’ “Okyanusların heykeltraşı’’ adıyla biliniyor ve flora canlandırmasını yalnızca kâğıt ve ışıkla yapıyor! Sergiyi gezenler, mekanda canlandırılan sualtında geziyor ve konuyu ‘’derinden’’ hissediyor.

Görsel şöleni daha fazla hissetmek isteyenler için: 

Chihuly Cam Müzesi


İkinci örnek, ABD Seattle kentindeki CHİHULY cam müzesinden… Bu satırların yazarı, camı pek bir sever ve dahi dünyanın önemli cam obje koleksiyonerlerinden biri olan dostu nedeniyle cam konusunda kuvvetlice bir rahle-i tedristen geçmiştir. Üstelik bu eğitim, öyle Galle ya da Daum’la da kalmaz. Fransa’nın ücra köşelerinde müzelere bile, salt bu nedenle gitmişliğimiz vardır. Ne var ki çağdaş cam sanatına ilişkin modern bölüm bende eksikti ve Chihuly bu bölümü tamamladı. İlk kez bir müze gezisinde bir eserin karşısında bir on beş dakika oturarak gözlerimi eserden ayırmadan seyrettim.

Sualtı yaşamından örnekler sergilenen bölümün başeserini buraya alıyorum. Lütfen bu parçaların tamamının üfleme cam ve tamamının üç buçuk metre yüksekliğe sahip olduğunu unutmayınız.

Ek keyif için ilave görselleri görmek isteyenler için:

Aydınlanmış bilgi ve ürünlerinin sanatçıyı götüreceği son nokta ‘’bilge kişilik’’tir.

Bilge olmak, bir sosyal statü filan da değildir ama çok önemli bir anahtar sağlar size: Sonsuzluğun kapı anahtarını…

Şöyle diyor Stoacılar:

’’Bilge, düşüncenin ve eylemin doğru kullanılması üzerine yaptığı alıştırmalar sayesinde ölümsüzlüğün değilse de en azından sonsuzluğun insan suretine bürünebilen kişisidir.’’

Çok önceleri, Latinler bu varoluşsal çelişkiye sanat yönünden bakarken şöyle demişlerdi:

        ARS LONGA   VİTA BREVİS

Sanat uzun, ömür kısa….

Bilgelik; konuyu ömür kapsamından koparıp sonsuzluk kapsamında düşünmeye başlıyorsa sanatsal yaratım, bu temel varoluşsal çelişkide bir çıkış yolu muydu dersiniz?..

Ben soruyu sordum, yazıyı da bir denizci deyişiyle bitirelim, bu yolda devam etmek isteyenlere…

       ‘’VİYA BÖYLE’’(*)

(*)Bu rotada devam ediniz anlamında bir denizcilik deyişi

Ali Caner Şaka