Duygu Görücü
Bez Bebek

 

“Sırma…”
“Sırma…”
Gözlerimi açtığımda perdenin aralığından ay ışığı süzülüyordu odama. Etrafa baktım, kimse yoktu. Gözlerimi kapattım, yok uyuyamıyordum. Kimdi bana seslenen? Uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp mutfağa indim. Bir bardak su doldurup içerken, “Buradayım.” dedi aynı ses. Boğazıma kaçan suyun etkisi ile öksürürken arkama baktım yine kimse yoktu. Deliriyordum, başka bir açıklaması olamazdı. Salona geçip televizyonu açtım, zira uyku falan kalmamıştı. Güneşin ışıkları ile uyandığımda koltukta uyuyakaldığımı fark ettim.
İşe gittiğimde gün sakin geçti. Her şey normaldi, gerçek insanlar dışında seslenen de yoktu. Bir gecelik bir şey olduğuna ikna edip kendimi rahatladım. Akşam eve giderken içimi tedirginlik kapladı. Görmezden geldim. Üzerimi değiştirdim, yemeğimi yedim ve biraz bilgisayarda işlerime baktım. Kimse yoktu, gerçekten bir gecelikti demek ki. Rahatladım ve yatağa geçtiğimde hemen uykuya daldım. Hafta sonuna kadar bir daha kimse seslenmedi. Geçmişti.
Gece yatağa yattığımda uykuya çabuk daldım. Rüyamda çocukluk odamdaydım. Dolabın içinde saklandığım günlerden biriydi. İçerideki yükselen seslerden kaçmıştım. Dolaptan çıkmak için hamle yaptığımda kapı açılmadı. Korkuyla vurmaya başladım ama kimse gelmiyordu. Karanlıkta, küçük bir yerde sıkışmıştım. Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Hepsinin rüya, yok kâbus olduğunu bilmenin rahatlığıyla derin nefesler alırken, “Sırma…” dedi birisi. Etrafıma baktım, yalnızdım. “Sırma… Buradayım.” delirdiğimi düşünmeye başladım yeniden. Kalktım, alt kata inip salondaki balkonun kapısını açtım. Temiz hava kendime getirdi beni. Saçlarımın uçları uçuşurken gelen esinti ile “Sırma…” sesi de geldi kulağıma. Kimdi bu? Karar verdim bulacaktım onu. Düşündüm. “Sırma… ” başımı çevirdim, “Buradayım.” Neredeydi? Evin içinde her köşeyi aradım. Sabah olmuştu ama bulamamıştım. Mutfağa geçtim ve kendime kahve yapmak için su ısıtıcısını çalıştırdım. Kahvemi yaptıktan sonra salona geçtim ve pencerenin kenarındaki koltuğa oturdum. Delirdiğim kesindi, bilgisayarı açıp araştırmaya karar verdim. Baktığım her açıklama psikolojik bir rahatsızlığı gösteriyordu. Sinirle kapattım bilgisayarı ve kalktım. Duş alıp rahatlamaya karar verdim.
Koca bir günü uykusuz geçirmiştim ve bir sonuç elde edememiştim. Yatmak için merdivenlere yöneldiğimde “Sırma…” sesi ile ilk basamakta kaldım. Tam o sırada hiç bakmadığım tek yer aklıma geldi. Yavaşça geri indim ve merdivenin altındaki dolaba doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda tüm anılarım üzerime hücum etti. Tavandaki ipi çekip, ışığı açtığımda geçmişim karşımdaydı. Oturdum en yakın kutuyu çektim kendime. İçinde okul defterlerim, karnelerim vardı. Diğerlerini de sırayla inceledim. Bir fotoğrafta takılı kaldım. Güneşli bir günde ailecek gittiğimiz piknikte çekilmişti. Mutluyduk, hepimizin yüzü gülüyordu. En dipteki kutuya uzandım. İçini açtığımda günlüklerimi buldum. Yazmayı çok severdim. Yaşadığım her şeyi paylaşırdım defterimle. İçlerinden birini çektim ve sayfaları arasında gezinmeye başladım. “Bugün evde yine kavga vardı. Babam ile annem neden kavga ediyor hep. Üzülüyorum.” Başka bir sayfayı çevirdim, “Başka bir şehre taşınacakmışız. Annem istemiyor. Babamın işi için gerekliymiş. Ben sevindim başka arkadaşlar edinebilirdim. Buradakiler beni sevmiyor.” gözlerimi kapattım. Ne zaman dışarıda yanlarına gitsem beni aralarına almazlardı. Üzülüp eve gelirdim. Çok çabalamıştım ama sevdirememiştim bir türlü kendimi onlara. Başka bir deftere uzandım ve okumaya devam ettim. “Yeni evimiz bahçeli. Bahçemizdeki ağaca salıncak kurdu babam. Annemin de yüzü gülüyor. Mutluyum.” birkaç sayfa sonrasına geçtim. “Annem ve babam öldü. Kazadan bir tek ben kurtuldum.” sonrasındaki sayfalar boştu. Elime düşen damla ile ağladığımı fark ettim. Gözlerimi sildim ve defteri kutuya bırakırken onu gördüm. Benim eski arkadaşım bez bebeğim… Elime aldım ve sarıldım. Odadan çıktığımda hâlâ elimdeydi. Merdivenlere yönelip yatağa gittim. Üzerimi değiştirip yatağa yattığımda bu kez yalnız değildim. O gece ve sonrasında bir daha hiç ses duymadım. Onu bulmuştum.