Esma Sindar
Lâl Beyanı

 

Nereden başlamalı insan? Bazen cümleye dönüşmeyi bekleyen kelimeler, zihinde birbirine düğümlenir ve bir türlü sayfalara dökülemezler. Bu aralar biraz öyle hissediyorum. Cümlelere, yazmaya ihtiyaç duymadan da anlaşabilmek istiyorum. Anlaşılabilmek için illa konuşmak mı gerekli?

Şimdi bu kâğıda bakarken anlatmak istediklerimin ağırlığı, tuttuğum kalemimden önce zorluyor bileğimi. Ben en çok, kelimelerin bittiği yerde başlayan sessizliğin herkes tarafından anlaşılabildiği bir dil olsun istiyorum.

Son zamanlarda, günün erken saatlerinde balkona çıkıp derslerine yetişmeye çalışan çocukları izlerken buluyorum kendimi. Sırtlarındaki çantaların askıları omuzlarına gömülüyor. Sanki bu ağırlığın içinde sadece hayaller ve defterler değil, hayatın tüm belirsizlikleri, dile getiremedikleri endişeleri varmış gibi. Taşıdıkları ağırlıklar sadece omuzlarına yük olmakla kalmayıp gözlerinin ışıltısını da gri bir sisle örtmüş ve bu sisten kurtulmak umuduyla bakan gözler gökyüzünü de griye boyamış gibi.

Gökyüzünün griye bürünmüş haline bakarken nerede okuduğumu anımsayamadığım bir yazı, gözlerimin önüne geliyor:

“Peki gri;  kirlenmiş bir beyaz mıdır, temizlenmeye çalışan bir siyah mı?” Acaba biz şu an hangi griyi yaşıyoruz ve bir gün gerçekten beyaza ulaşabilecek miyiz? Her yeni nesil; kendinden sonraki kuşağa, “Bizim zamanımızda…” ile başlayan cümleler kurar. Ben böyle bir cümle kuracak kadar yaş aldım mı bilmiyorum ama en azından benim büyüklerimin zamanında bu yollar, adımların özgürce atıldığı ve her köşesinin ayrı huzur barındırdığı kocaman bir oyun bahçesiymiş. Şimdiyse bakışlar daha kısa mesafeli, adımlar daha temkinli ve başlar ise hafifçe arkaya meyilli.

O yüksek tavanların altında yankılanan seslerin; biraz kalem gıcırtısı, bolca kahkaha ve merakla öğretmenine sorular soran çocukların sesleri olması gerekirken şimdi; hepsini içine hapsetmiş koca bir sessizlik hâkim.

Herkesin zihninden geçen ama kimsenin dudaklarına yakıştıramadığı huzursuz sorular, havada asılı duran o toz taneleri gibi genzimizi yakıyor; sessizliğin dili, hepimize aynı duygularda buluşturuyor. Bir çatının altında toplanmanın o eski huzuru, yerini yeni öğrendiğimiz bu dilde konuşulan endişeli soruların soğuk ve keskin fısıltısına bırakıyor. Oysa bir fidanın toprağa duyduğu kuşkusuz güven gibi, bir ruhun da; hem harfleri hem de hayatı öğrendiği o binayı, tereddütsüz bir sevgiyle kucaklaması gerekirdi. Korku; öğrenmenin ve büyümenin olduğu yere sızan, kapı eşiklerinden süzülen en sinsi yabancıymış; bunu artık daha iyi anlıyorum.

Zihnim beni bazen, güneşin can yakmak için değil; sadece ısıtmak için doğduğu ve en büyük tasanın bir bayram gösterisindeki adımların kusursuzluğu olduğu zamanlara götürüyor. O zamanlar gökyüzü daha geniş, koridorlar daha ferah görünürdü gözüme; şimdi ise o eski neşenin üzerine ince bir keder örtüsü serilmiş gibi. İstiyorum ki: Bir gün bu büyük sessizlik yeniden çöktüğünde, bu kez sessizlik; saklanma ihtiyacının değil, bir mucizeyi hayranlıkla izlemenin sessizliği olsun. Bir çocuğun sadece kendi hayallerinin peşinden giderken yorulacağı, koridorlarda yankılanan seslerin sadece oyun için olan koşuşturmacalara ait olduğu bir dilde buluşalım. Çünkü insanın en korunaklı sığınağı, bir başkasının yanında duyduğu o sarsılmaz güven duygusudur ve bu duygu bir kez zedelendiğinde, lügatteki tüm kelimeler hükümsüz kalır.

Güneş, yarın doğmak üzere gökyüzünü terk ediyor ve hava da soğumaya başladı; odama dönmem gerekiyor. Zaten yarın doğmayacakmış gibi hissettiğimiz günlerde bile o güneş, yine de doğmuyor mu? Bazılarımızı dünde bırakarak…

Dünde bırakmak zorunda kaldıklarımız için yarınlarımızda yaşatmamız gereken geleceklerimiz var. Anlamalısın ki; o gri bulutları dağıtacak rüzgâr, dışarıda bir yerlerde esmeyi bekleyen bir yabancı değil, senin göğüs kafesinde sakladığın o ilk nefeste saklı. Dünyanın yeniden çocuk kahkahalarıyla yankılanması için bir başkasının kapıyı açmasını bekleme. Eğer bu satırlar zihninde bir kıvılcım çaktıysa bil ki karanlığı aydınlatacak olan da, bir çocuğun elinden ilk tutacak olan kişi de sensin. Şimdi, sessizliği bozma ve o ilk adımı atma sırası sende. Çünkü beklediğin o mucize, aslında senin ellerinin arasından dünyaya sızmayı bekliyor ve belki de bu yazı senin mucizendir.

Esma Sindar

 

Tags: