Nur Kramer
Mor Mürekkeple Yazılmış Bir Hikâye

Gezi Yazıları · Nur Kramer

Gezi yazarı Nur Kramer

Yazın ortasında, kırk derecelik sıcağın altında, morun sonsuzluğuna
yaslanmış bir öğle vakti… Lavantaların kokusu mevsime buram buram yayılıyor.

Madrid’e 100 kilometre uzaklıktaki Brihuega kasabasında, mor bir tarlanın
tam ortasındayım… Toprağın mor mürekkeple işlediği, rüzgârın her dizesine
usulca dokunarak okuduğu, arıların mırıltılarla üzerinde uçuştuğu bir
şiirin içinde sessizce yürüyorum.

Edebiyatın o kadim kuralındaki gibi:
“Bütün muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar; ya bir insan yolculuğa çıkar ya da bir şehre yabancı gelir.”

Brihuega’nın hikâyesi de tam olarak böyle başlamış.

1960’larda, kasabada yaşayan genç bir öğretmen, yaz tatilini geçirmek
için Fransa’nın güneyinde yaşayan kız kardeşini ziyarete gitmiş. Kıvrıla
kıvrıla yükselen bir köy yolunda, bir tepenin ardından çıkmış karşısına
aşk… Bir anda büyülenmiş. Şoförden arabayı durdurmasını istemiş.
Sessizlik içinde, daha önce hiç görmediği o mor ufka uzun uzun bakmış.

Bütün muhteşem hikâyeler gibi, büyük aşklar da bir yolculukla başlar bazen.

 

Brihuega’nın mor lavanta tarlaları

 

Aşk iki insan arasında yaşanmaz her zaman. Bazen bir toprağa âşık olur
insan. Bir hayal büyür.

Fransa’dan Brihuega’ya bir bavul dolusu lavanta fidanı ve tohumuyla dönmüş
genç öğretmen. İlk denemeler kolay olmamış. Toprağı tanımışlar, iklimi
dinlemişler, yeniden denemişler. Yeniden… Sabırla, inatla, emekle…

Sonra bir gün, tahılın yorgun düştüğü tarlalarda mor dalgalar yükselmeye
başlamış. Toprak, sanki yıllardır beklediği nefesi sonunda bulmuş.

O hayal, yıllar içinde yalnızca tarlaları değil, bir kasabanın kaderini
de değiştirmiş.

Bir parfüm ustası köylülere lavantayı damıtmayı öğretmiş. Mor tarlaların
kokusu, yıllar içinde şişelere dolarak dünyanın dört bir yanına ulaşmış.


Burada lavanta yalnızca insanı mest eden bir manzara değil; hayatın
içine de karışmış.

Zeytinyağından peynire, baldan liköre, sabundan parfüme…
Tarlalardan taşıp hayatın her köşesine yetişmiş.

Yılın büyük bölümünde yaklaşık üç bin kişinin yaşadığı sessiz bir kasaba
Brihuega.

Tarlalarında nefes, sükûnet, hatta biraz ağrı kesici yetişiyor.

Ne telaş var ne de stres.
Temmuz geldiğinde muhteşem bir hikâye en güzel sayfasını açıyor. Kasabaya
gelenlerle birlikte sokaklar canlanıyor, mor tarlalar insanları kendine
çekiyor. Küçücük kasaba, yolların kesiştiği mor bir durağa dönüşüyor.

 

Brihuega’da lavanta mevsimi


Brihuega sokaklarında dolaşırken, kırk derece sıcağın altında yediğim
lavantalı dondurmanın verdiği serinliği sana nasıl anlatsam bilmiyorum.

Sanki kızgın güneşin altında içimde mor bir rüzgâr esiyor.

Kasabanın taş sokaklarında mor, yürüdüğüm her adımda eşlik ediyor bana.
Ahşap kapılarda, pencere pervazlarında, eski bisikletlerin sepetlerinde,
sokak lambalarına iliştirilmiş lavanta demetlerinde… Ve kadınların ilmek
ilmek örüp gökyüzüne serdiği mor örtülerde.

 

Brihuega’nın lavantalarla süslenmiş sokakları

 

Bu kasaba dişi. Belki de bu yüzden burada en güzel şeyler,
gösterişten değil, şefkatten filizleniyor. Haftalar öncesinden bir araya
gelen kadınlar örüyor, dikiyor, süslüyor, kurdeleler bağlıyor, lavanta
demetleri hazırlıyor. Elbirliğiyle bütün kasabayı güzelleştiriyorlar.

Brihuega’nın en güzel rengi yalnızca tarlalarda değil; birbirine değen
kadın ellerinde de açıyor. Lavanta yalnızca bir bitki değil; emeğin,
dayanışmanın ve birlikte güzelleşmenin dili olmuş burada.

Bir adam… Bir yolculuk… Birkaç lavanta dalı… Muhteşem bir hikâye.

 

Brihuega’da lavanta tarlaları ve kasaba yaşamı

 

Yolculuğa çıkan o adamın adı Álvaro Mayoral. Bavulunda Provence tepelerinde
karşılaştığı mor ufukla birlikte, kasabaya bir gelecek de taşıdığının
farkında mıydı bilmiyorum.

Bir tek tohumun koca bir ovayı şiire çevirebildiğini görünce anlıyor insan.
Dua yalnızca göğe değil, toprağa da edilir. Emekle yoğrulan dualar bazen
ufka kadar renk eker.

Brihuega da toprağa edilmiş mor bir dua sanki.

Dergimizin bu ayki teması “Tesadüf.”

Uzun süre düşündüm.

Tesadüf, Provence yolunda bir öğretmenin karşısına çıkan o mor ufuk muydu?

Yoksa o ufkun, tam da onu görecek gözlere görünmesi mi?

Belki de tesadüf dediğimiz şey, hayatın bizim için sessizce kurduğu
bağların adıdır.

Hiçbir tohum yanlış toprağa düşmez.
Hiçbir hikâye yanlış zamana.

Hiçbir yolcu, çıktığı yolun nereye varacağını bilemez. Bana göre yolun
asıl mucizesi de bu. İnsan yalnızca ilk adımı atar; gerisini zaman, emek
ve görünmeyen bağlar örer.

Bir tohumun toprağı bulması…

Bir insanın yolunu bulması…

Bir kasabanın rengini bulması…

 

Brihuega’nın lavanta tarlalarından bir görünüm

 

Sanırım hayatın en büyük sırrı, bizim tesadüf dediğimiz karşılaşmaların
içinde saklı. Tıpkı Provence’tan getirilen birkaç lavanta çeliğinin yıllar
sonra Brihuega’nın kaderine dönüşmesi gibi.

Muchas gracias, Señor Álvaro Mayoral…
Bir bavula birkaç lavanta çeliğiyle birlikte muhteşem bir hikâye de
sığdırdığınız için.

Bir yol, bir insan, bir tohum… Bazen koca bir hikâye,
küçük bir karşılaşmanın ya da küçücük bir tohumun içinde saklı.


Mektubumun arasına bu hikâyeden bir tutam lavanta bırakıyorum sana.
Çek içine, rahatla.


Brihuega’dan sevgiler…
Nur Kramer

Tags: