Gülnaz Okuyan
Rastgele

 

Tek biletlik bir hayat bizimkisi, dönüşü olmayan hem de. Cebimizde çarçur ettiğimiz, kıymetini bilmediğimiz sudan ucuz hayatlar… Bir ezanla başlayıp bir selayla sonlanacak hayatımız, rastgele yaşanıyor nedense. Böylesine doludizgin akıp giden yaşamın kollarında her gün birinin hikâyesi biterken biz, hikâyemiz sona ermediği için şanslı sayıyoruz kendimizi. Parmak uçlarında gezinirken ölüme ramak kala, tutunuyoruz kırılgan dallarımıza. Heybemizde cevaplanmayı bekleyen onlarca soruyla baş başa bırakıyoruz, zihnimizi. Yaşamak bu kadar kıymetli ve güzelken ölüm, tesadüfen mi uğruyor bedenimize? Doya doya yaşanması gereken yıllar, tesadüfen mi heba oluyor? Bizler bu koskoca âlemde, ölümün sıradanlaştığı yerde tesadüfen mi yaşıyoruz sizce? Kim bilir belki de…
Hayatımıza ve hikâyemize ortak olanlarla genellikle bir araya geliriz. Adına ister tesadüf deyin ister kaderin oyunu. Kimileri hatıramızda silinmeyecek yaralar açarken kimileri ile yıllar boyu sürecek dostluklar inşa ederiz.
İşte en güzel karşılaşmalar, en olmadık zamanlarda tesadüfen ortaya çıkar ve hayat tesadüfleri sever.
Peki ya siz tesadüflere inanır mısınız?
Bir sokakta ya da bir asansörde tesadüfen gördüğümüz insanlar, yıllar sonra tekrar karşımıza çıkar. Biz onları hayal meyal hatırlarız. Göz göze gelmemişizdir, sadece sözcüklerimiz buluşmuştur bir satırda.
Bazen de bir otobüs yolculuğunda koltuklarımız yan yana gelmiştir, bilinmez.
Adına rastlantı der geçeriz. Gönlümüze, derdimize ilham ve şifa olacak birilerine rast gelmek ne kıymetlidir. Çaresiz ve umutsuz hissettiğimiz zamanlarda, hani Hızır misali karşımıza çıkanlara, yol gösterenlere denk gelme ihtimali bile ne kadar güzeldir değil mi?
Bazen kendi karanlığında boğuşurken bazen sıradan bir günün içinde debelenip dururken şu koskoca dünya hızla dönerken kendi ritmini yavaşlatacak rehberi bulmak, bir tesadüf mü sadece?

Bu dibine kadar kötülüğe, acıya ve kedere bulanmış evrende güzel insanlara rast gelmek gibisi var mı? Sessiz çığlıkların fısıltıya döndüğü bu çağda, bir tık uzaklıkta sesimizi duyanlara denk gelmek gibisi yok. Bir duanın içinde sessizce yer almak gibidir, rast gelmek. Uğurdur, berekettir, temennidir. O rast geliş ki bir takvimlik ömrü uzatır, solan gülü açtırır, şükür sebebini arttırır. Bazı karşılaşmalar, tesadüfen bulunmaz; kaderin ilmek ilmek ördüğü bir takdirdir aslında. Ezelden kaleme düşmüş, alın yazısı diye kazınmış sonunda tesadüfen buluşmuştur yüreklerimiz. Yıllara ve yollara rağmen…
İşte böyle başlar bütün hikâyeler. Hiç hesapta olmadan dâhil oluruz, bu uçsuz bucaksız evrene. Bu evrende milyarlarca insanın içinde rastlamıştık birbirimize. Bizimle biz olanlarla, yolumuzu ve yükümüzü hafifleten, yüzümüzü güldürenlerle hemhal olmuştuk. Ayrılıklar bizi ayırmadan önce, acı denen lokmayı yutmadan evvel yani. Bazen düşünüyorum da mutluluk gibi acı ve ölüm de tesadüfe dâhil miydi? Bir gece uyurken sabah bomba sesleriyle uyanmak, güvenli sandığımız evimizin bir anda başımıza çökmesi, bir gün önce gülen yüzlerin ertesi gün gözyaşından ıslanması hangi tesadüfün eseri söyler misiniz? Milyarlarca insanın içinde en masum en savunmasız çocuklara ölümün denk gelmesi hangi rastlantıya sığar ki! Böylesi rastlantılar normalleşebilir miydi? Rastlantılar da coğrafyaya dâhil miydi sahi? Savaşların ortasında tesadüfen hayatta kalabilmenin ihtimalini hangi istatistik açıklar ki? Doğanın güzelliklerini keşfetmeden yok olması, insanca yaşayabilmenin imkânsızlığı hangi ihtimalin bedeli olabilir ki? Yine cevaplanması gereken ne çok soru yumağı birikti, hayat heybemizde. Çoktan seçmeli bir sınavda cevapsız sorular gibidir, tesadüfler. Cevaplamaya çalıştıkça yeni sorular birikir, zihnimizde. Şimdilik susturuyorum, zihnimde biriken cümleleri.
Belki bir gün tesadüfen okursunuz bu satırları kim bilir?

 

Gülnaz Okuyan