20 Tem Zeynep Pınarbaşı
Kurtçuk

Uyandım, gözlerimi tava diktim. Bir karaltı göz kırptı, göz kırptım. Omuzuma düştü. Sağdan sola, soldan sağa geçti; durdu. Saat 9, Manifaturacı Remzi kapının kilidini kıvırmıştır. Kahvaltımı bile yapmadan düştüm yola. Girdim, bakındım, bakındım, döndüm bir daha bakındım. Omuzumdaki sağdan sola, soldan sağa geçti. Hop, geçti bir cami yeşili kumaşın üstüne oturdu.
O günden beri ya tepemde durur beni izlerdi ya da arkamdan konuşa konuşa gelirdi. İzlesin isterdim. Uzun zamandır yaptığı gibi sessiz kalsın isterdim, yapmadı. Konuşmaya başladı mı susmazdı. Büyüdü benimle, birilerine benzedi bazen. Görmezden geldi.
Uyandığımda gözlerini dikmiş baştan aşağı beni süzerken bulurdum. Sadece o vakit için bana ait olduğunu düşünürdüm. Gülümseyerek “Günaydın.” demeyi ihmal etmedim hiç. Bazen sarılmak isterdim, kayıp kaçıverirdi. Başka duvara ya da kumaşına otururdu. Bir gün olduğu yerden hareket edip arkamdan gelmeye başladı. Geldikçe sesleri yükseldi. Kulağımın içinden sızdı.
O zamandan beri, vücudum bana ait değilmiş gibi hissediyorum. Aslında bir boşluk, belki de bir hafiflik diyebiliriz; içimde çoğalan bu duruma. Kulağımın içindeki ses oldu. Susmadı, çoğaldıkça çoğaldı. Sadece makas sesinin gıcırtılarıyla susturabiliyorum. Tabii susuyor, diyemeyiz. Kumaşla metalin birleşiminden çıkan, insanın ağzının içini uyuşturan o sesin zihnimde titreşimler yarattığını düşünüyorum.
Manifaturacıdan metresi 5 liraya kestirdiğim cami yeşili masa örtüsünü annem çok sevdi. Sırf o sevmesin diye onu kestiğim gün, kulağımdakini bastıran sesle tanıştım. İlk tanışma denilemez ama kulağımın içindeki sesi bastırdığını anladığım an, benim için vazgeçilmez oldu.
Ah nasıl sorarsınız annemi, dilime pelesenk olmuş düşmez. Hani bir kez uzattım dilimi ucunda otuyor, demiştiniz. Rica ederim, aklımı karıştırmayın. Siz de mi yalancısınız? Elbette olmazsınız. Bazen kulağımdaki kurtçuğun sesi, size benziyor. Hâlbuki sadece duvardaki bir karaltıydı o. Ah evet; ilk kez kurtçuk, dedim. Nicedir ona isim arıyordum. Aslında uykudan uyanıp başucumda durduğu zamanlar oldukça yakışıklı, nasıl desem bir solukta koynunuza çekip alacağınız kadar şehvetli dururdu. Sonra elma yediren yaşlı cadıya dönüştü. Kulağımdan sızdı. İçeri kesin o zaman, elmanın kurdu kaçtı. Hep aklımda bu var.
Kolyeniz çok güzel. O gidince annemden isterim. Hatta sizinki gibi bir kırmızı koltuğumuz var hep orada oturur televizyon izlerim. Bacaklarım gövdemin altında, elim koltuğun kenarında durur. Koltuk kenarlarındaki kıvrımlı tümsekleri severim. Dikişlerine zor ulaşırsınız. Onları da kesmek istedim ama olmadı, beceremedim. Hem, anneme yakalanma riskim daha yüksek.
Şimdi başka türlü düşünüyorum. Her sizin karşınıza geçişimde o koltuğa yeniden oturup bacaklarımı salmak, dikleşmek, “Buradayım.” demek istiyorum. Bazen o koltuğun bir girdap olduğunu düşünürüm. Orada oturduğumda kimse bana yanaşmaz. Görmez bile. Etrafımda dönüp duran ev halkı, bana değmeden çoğalır. Sessizce konuşurlar. Babam anneme kur yaparken gözlerini benden kaçırır. Sanki her sabah beni izleyip duran o değilmiş gibi. Bir kurtçuk olduğunda görünmez olacağını sandı ama hep orada dolanıyor.
Süründükçe beynimin kıvrımlarında, bedenimde de bir genişlik hissediyorum. O an kız kardeşimi alıp yutmak, yutup onu midemin içinde saklamak istiyorum. Aslında güzel güler babam. Uzun ince yüzü vardır. Ehh, gülünce kırışıklıkları artar ama annem hep onun gözünde yirmilik delikanlı olduğunu söyler. Ben ellilerine denk geldim. Yirmilerinde görsem aklımın içinde bir kurt değil de yılan mı olurdu acaba?
Orada kafamın içini kırbaçlıyor. Sus diyor sus. Ben artık sussam, benim odama da bir kırmızı koltuk yollar mısın? Aslında makasımı da özlüyorum. Sonsuz bir kumaş döngüsü olsa içinde kaybolsam istiyorum.
Annemin gördüğü gibi görmek istiyorum onu. Korkunç değil mi? Sırf başkası olduğunu düşünebilmek için odama ayna koydum. Oradan onunla geçip hiç tanışmamış gibi hissediyorum o anlarda. Bazen kafamın içindeki kurtçuk susuyor, kendi yansımasını görünce. Bazen de yine tavana yerleşip beni izliyor. Aynaya bakınca çirkinliğimden mi korkuyor yoksa fazla beğenip kendine mi âşık oluyor, bilmiyorum.
Bir gün koltuğumdan kalkıp evin ortasında durdum. Kız kardeşim, annem, babam, diğer erkek kardeşlerim dokunmadan geçip gidiyorlardı. Olmadığımı düşündüm. Önce en ufağa çelme taktım, düştü. Sanırsın öylesine halıya takılmış gibi. Sonra diğerine değmedi bile.
Merdivenlerden tırmanıp üst katlardan atmaya başladım kendimi. Evin ortasında sallanmaya başladım. Elimde evin eşyaları, oradan oraya dolandım. Yere yattım, üstüme basan olmadı; cama çıktım, gören olmadı. O günden sonra olmadığımı düşündüm. Yoktum ben. Yokluk heykelini evin ortasına diken biri vardı. Onu aramaya karar verdim.
Anneme gittim, mutluydu. Babam ise ondan daha mutluydu. Çifte gülümseme taşıyordu yüzünde. Erkek kardeşlerim. Çocuklardı daha, evin içine oradan oraya koşturan zıpır veletler işte. Sonra odama gittim, yatan kişiye baktım. Kardeşim oradaydı, kız kardeşim. Kıvrılmış, elini karnına koymuş, hüzünlü yüzünden damlayan birkaç yaşın kuruduğu yanaklarında çizgiler olmaya başlamıştı. Kardeşim, benden yaşlıydı artık. Karşında bir sandalye durmadan ona bakıyordu. O karaltı oradaydı.
Salona geçtim. Kırmızı koltuğa baktım, boştu. Benimdi çünkü bana ayrılmıştı. Oturdum. Yüksekti. Bacaklarım havada kaldı. Kardeşimin beni kucakladığını anladım. Sarılıyordu. Kafamın içindeki kurtçuk hızlandı. Koltuğun kenarındaki kıvrımlarla oynamaya başladım, parmak uçlarım aşınana kadar… Belime sardığı kolları bir kemer gibi dolanmıştı. Babam geçti yanından. Durdu, ona baktı. Aynı, odamda dimdik durup bana baktığı gibi… Sarıldık birbirimize, daha çok sarıldık.
Hop, diye içime giriverdi. O günden beri benimle, içimde saklıyorum; babam onu bulamasın diye. Annemin anlamsız gülücüklerinin içinde boğulmasın, aklımın içindeki kurt ona geçip evin içini basmasın diye. Oğlanlar mı? Onlar hâlâ salonda bir yerde koşturuyor. Onlar babamın gücünde var olup annemin gülücüklerinde kaybolup gidebilirler.
Ben elimdeki makasla kestiğim kumaşlara sarıyorum kardeşimi, kimse görmesin diye. Ve aklımın içindeki kurtları kulağımdan cımbızla çekip tek tek tırnaklarımın arasında öldürüyorum.
Zeynep Pınarbaşı