Soner Yağışan
Kar Taneleri

 

Uzun uzun düşündü. Kar tanelerinin sokak lambasının ışığı ile buluşup yavaşça yere düştüğünü izlerken kendi ömrü aklına geldi. Ne farkı vardı, bu kar tanelerinden? Her biri bambaşka şekle, bambaşka matematiğe sahip bu kar tanelerinin ortak amacı neydi?
Hepsi hayatı çağırıyor, hepsi hayatı bir gün sonrasına ulaştırmak için yağmıyor muydu?
Önemli olan uzayıp giden sonsuz hayatta üstüne düşen görevi yapmak değil miydi?
Kimi zaman paylaşarak, kimi zaman çalışarak ve hep severek hayatı bir adım öteye taşımak değil miydi varlık sebebi?
Yağan kar tanelerindeki dinginlik, isyansızlık ve huzur onun da ruhuna doldu. İddiasızlığa boyun eğdi. Ilıdı, kurtuldu yakıcı olmaktan.
İnsanın kar tanesinden de şanslı olduğunu fark etti. Düşünebildiğini, tüm varlığı ile her şeye iyilik yapabilecek bilinç sahibi olduğunu…
İradenin iyilik için kullanılırsa ruhtaki tüm kavgaların yok olacağını gördü.
Kar tanelerindeki huzurun kaynağını anladı.
Mutluluğun, hayata bakış açısı ile ilgili olduğunu gördü. Mutsuzken zamanı nasıl ıskalağını fark etti. Hayatla öceşmenin nasıl bir aptal cesareti olduğunu, bu hamlığı gördü. Oysa gören bir göze, hisseden bir yüreğe her yerde bir sevinç yok muydu?
Dünyadaki en büyük meselelerin aslında ufacık birer nefis işi olduğu belli değil miydi?
İnsan işte, her yaşta bir oyuncağa ihtiyaç duyar.
Dev savaşlar, büyük büyük zenginlikler… Hepsi insanın birer oyuncağı değil miydi?
Tarih kitaplarını karıştırdı sonra. Kar tanelerinin eriyip suya, ardından da buhara dönüştüğü gibi nice nice kahramanların varlıklarının toza toprağa karışıp gittiğini tozlu sayfalarda kalmış adlarını okuyunca gördü.
Düşünen bir beynin mutsuz olmak için pek çok sebebe ihtiyacı vardır. Yine, sevgi dolu bir kalbin mutlu olmak için hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Kavgacı insanın kendinden büyük düşmanı var mıdır?
Çayını doldurdu…
Önemli olan “katılmak” ise o da henüz bu hayatta idi, katıldı bu hayata sevgi dolu bir yürekle.

Soner YAĞIŞAN