19 May Eda Nur Talan
Memleket İsterim

Sarı ışıkların odayı loş bir sıcaklıkla aydınlattığı köşede, her zamanki yerinde oturuyordu. Pencerenin hemen yanındaki geniş sallanan sandalyesinde… Günlerdir odasından dışarıya adımını atmamıştı. Çalan telefonlara ise ancak canı isterse geri dönüyordu; oysa son zamanlarda canının istediği hiçbir şey de yoktu.
Kendisinden, insanlardan ve içinde yaşadığı dünyadan uzaklaşmıştı. Hatta yer yer nefret eder hâle gelmişti.
“Niçin her şey bu kadar zor olmak zorunda?” dedi kendi kendine.
Her şeyden bıkmıştı. İçinde bulunduğu çağda, özellikle sosyal mecraların etkisiyle ruhu yorulmuştu. İnsan olmanın, insan gibi yaşamanın ne demek olduğunu unutmaya başlamıştı. Ama dünyanın düzenini daha net görüyordu artık. Bir yanda yokluğu hiç tanımadan yaşayan insanlar, diğer yanda yaşamaya bile fırsat bulamadan yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışanlar…
“Hayat ne kadar da adaletsiz,” diye düşündü.
Zihnindeki düşünceler susmak bilmiyordu. Kendi sonum ne olacaktı acaba? Zengin mi, yoksa fakir mi? Bilmiyordum. Aslında bilmek de istemiyordu; yaşayıp görmek istiyordu. Ama geleceğe dair duyduğu endişe, bugününü yaşamasına engel oluyordu. Şimdi, onun için yaşanması gereken bir an olmaktan çıkmış; yalnızca kaygılarla gölgelenmiş bir zamana dönüşmüştü.
Bir kısır döngünün içine sıkışıp kaldı.
Birinin onu bu karanlıktan kurtarması gerektiğini hissediyordu. Bunun farkındaydı. Bu yüzden yavaşça oturduğu sandalyeden kalktı ve kitaplığın karşısına geçti. Elini uzatıp bir şiir kitabı aldı. Şiirleri çok severdi; düşüncelerini başka yönlere sürükleyebilen nadir şeylerden birisiydi.
Sayfaları gelişigüzel karıştırırken Cahit Sıtkı Tarancı’nın Memleket İsterim şiirine denk geldi. En sevdiği şairin en sevdiği şiiriydi, aynı zamanda da içini en çok acıtan…
Şairin dizelerini okumaya başladı:
“Memleket isterim,
Ne zengin ne fakir, ne sen ben farkı olsun,
Kış günü herkesin evi barkı olsun…”
Bu sözler kalbinin en derinine bir nakış gibi işliyordu. Çünkü o da hayatın en dip noktalarını görmüş, zorlukların içinden geçmişti.
Gözlerinden yaşlar süzülürken içinden sessizce geçirdi:
“Ben en çok… onun da dediği gibi
ne başta dert,
ne gönülde hasret olsun…” isterim.
Eda Nur Talan