19 May Bediha Sude Yılmaz
Ben En Çok

Güneş henüz yeni yeni baş gösteriyor, sabahın soğuğu tenimi yakarken kafamdaki düşünceler kanımı emiyormuş gibi hissettiriyordu. Ne yapacaktım? Bir karar vermem gerektiği bu gecede gerçekten ne istiyordum? Yaklaşık 4 saattir buradaydım ve hâlâ kafamdaki bu sorular için bir cevabım yoktu.
Çocukluğumu düşündüm; çocukken ben en çok iyi bir astronot olmak, yıldızları keşfetmek, onları hissetmek isterdim. Sonra otopsi doktoru olmak… Kimi için korkunç görünen şeylere karşı her zaman rafine zevklerim olduğunu söylerlerdi. Ama ikisi de benim için yalnızca birer hayal olmaktan öteye geçememişti.
Çevrem bana avukat ol derdi; haksızlığa gelemez, sesimi asla kısmazdım. Bu huyumdan dolayı başıma açtığım dertlerle ailem çok uğraşmıştır, ayrıca çok da azar işitmişliğim vardır. Yine de bu huyumdan hiç vazgeçmedim. Ama sonradan bu adaletsiz toplumun, ona yardım eden bir üyesi olmaktan ölesiye korktum.
“Çocukları çok seviyorum,” diye düşündüm. Evet, bir öğretmen olmalıydım belki de. Bir kreş açar, sürekli çocukların o cıvıl cıvıl enerjileriyle yaşardım. Ama artık bir okula gitmek bile güvenli değildi… En güvende olmamız gereken yerler bile kan kokuyordu sanki.
Müzisyen olabilirdim belki. Ama insanlar yaptığım işi küçümserken, sanatımı anlamazken buna ne kadar dayanabilirdim bilmiyordum.
Ya sanatımı yemek yaparak icra etsem? Çikolatalar, pastalar, çeşit çeşit ana yemekler… Hem maaşı da güzeldi. Ama kapalı bir alanda, aşırı stres ve az tatille yaşamak istemiyordum.
Belki de bilgisayar üzerine okumalıyım. Masa başında, hiç kalkmadan, hareket etmeden, bir sürü veri ve analiz ile uğraşmak ve hayatımın sonuna kadar bu işi yapmak bir kabustan bile daha beterdi.
Ben… Ben ne istiyordum?
Sanırım ben en çok yaşamak istiyordum. Huzur ve refah içerisinde, korkmadan, umut ederek yaşayabilmek… Mümkün müydü?
Ülkeme iyi ve faydalı bir evlat olmak için hem kendime hem de Atatürk’ün bize bıraktığı bu ülkeye bir genç olarak daha fazla nasıl yardımcı olabilirdim; ne yaparak daha mutlu olabilirdim?
Düşünerek oturduğum bu koltuktan daha büyük düşüncelerle kalktım. Güneş iyice göğe yerleşmişti artık. Başımı pencereden dışarı uzattığımda aşağıda onları gördüm; sırtlarında kendilerinden büyük çantalarıyla çocukları…
Sonra dudaklarımda hafif bir tebessüm hissettim. Başımı balkon camına yasladım ve neden çocuklarla ilgilenmek istediğimi tekrar hatırladım. Onların kahkahalarındaki melodi, gözlerindeki ışık, bitmek bilmeyen umutları ve sonsuz hayal güçleri… Onları bu kadar seviyorken başka ne düşünebilirdim ki?
Bu ülkede benden daha fazla bulunacak iyi evlatlar yetiştirmekten daha güzel ne yapabilirdim ki?
En sonunda ne yapmak istediğimi, en çok ne istediğimi buldum.
Ben en çok bütün çocukların huzurlu ve mutlu büyümesini istiyorum.
Yüzümdeki tebessümle onları biraz daha izledim. Daha sonra ise arzularımı bulmanın mutluluğuyla bilgisayarımı elime alıp istediğim hayat üzerine araştırma yapmaya başladım.
Evet, belki astronot olup uzaya çıkmayacak, adliye koridorlarında yürümeyecek ya da mutfakta sanat icra etmeyeceğim. Ama en azından bir çocuk için, bir süreliğine bile olsa huzur olabilirim.
Onlar için yazdığım kitaplar, şarkılar, şiirler ve tiyatrolar… Belki birkaçının hayatını değiştirebilir. Ve ben, onların kurdukları geleceğin küçük de olsa bir parçası olabilirim. Çünkü bir çocuğa dokunmak onun geçmişine, şimdisine ve en önemlisiyse geleceğine dokunmaktır. Benim yardımcı olduğum, huzurla büyüttüğüm birkaç çocuk sayesinde belki de onlarca insan ve hatta onlarca çocuk kurtulur. Hayat her zaman çocuklar ile devam eder ve el uzattığım her çocuk, bir sonraki çocuğun umududur. Mutlu büyüyen bir çocuk; umut eden, üreten ve insanlara iyilikle yaklaşan bir yetişkine dönüşür. Belki dünyayı tek başıma değiştiremem ama birkaç çocuğun
dünyasını güzelleştirebilirsem, bu hayatımda, milletime verebileceğim en güzel şey olur.
Bediha Sude Yılmaz