26 Nis Buse Ertap
Anatolian Sopranos Röportajı
Dergimizin ilk röportajını ülkemizin çok kıymetli sanatçılarıyla gerçekleştiriyor olmak beni hem çok heyecanlandırıyor hem de çok mutlu ediyor. Sorulara başlamadan önce, kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür etmek istiyorum.
Anatolian Sopranos; üç harika ses: Esin Talınlı, Funda Ateşoğlu ve Çiğdem Önol’dan oluşuyor. Ayrıca bu güzel ekibin bir parçası olan besteci ve piyanist Melahat İsmayil de bizimle.
1- İlk sorumu sevgili Esin Talınlı’ya yöneltmek isterim. Bildiğim kadarıyla grubun kurulması fikri ilk sizden çıktı. Bu topluluğun doğuş hikâyesini kısaca anlatabilir misiniz?
Esin Talınlı: Elbette. Sizin de söylediğiniz gibi Anatolian Sopranos’un kurulmasına ben öncülük ettim. Bu fikir, dünyada Plácido Domingo, Luciano Pavarotti ve José Carreras tarafından kurulan “Üç Tenor”dan ilham aldı. Türkiye’de tenor ve bas grupları vardı; ben de ülkemizde bir soprano grubu neden olmasın diye düşündüm. Bu yolculuğun “ben” değil “biz” ile mümkün olduğunu biliyordum. Önce sevgili Funda, ardından sevgili Çiğdem katıldı ve Anatolian Sopranos 2010 yılında kurulmuş oldu.
2- Funda Hanım, isminizdeki “Anatolian” vurgusu oldukça dikkat çekici. Anadolu’nun kültürel ve müzikal mirası topluluğunuzun kimliğini nasıl etkiliyor?
Funda Ateşoğlu: Opera evrensel bir sanat; bildiğiniz üzere sınırları aşarken aynı zamanda çok sesli bir müzikli tiyatro sunar. Ancak her ülke, kendi müziğini ve halk ezgilerini bu evrensel dilde yeniden yorumlayabilir. Nitekim Napoliten şarkılar ve chanson bunun güçlü örnekleridir. Biz de Anadolu’nun halk müziğini ve Türk müziğini çok sesli bir yapıyla evrensel bir boyuta taşımayı en başından beri hedefledik. Bu nedenle “Anatolian” ismi, bu toprakların öz değerlerini dünyaya tanıtma isteğimizin bir yansımasıdır.
3- Çiğdem Hanım, bu soruyu hem sizin hem de Melahat Hanım için sormak istiyorum: Birlikte çıktığınız bu yolculuk sizler için nasıl başladı?
Çiğdem Önol: Melahat İsmayil ile buluşmamız bizim için çok kıymetliydi. Aynı duyguda, aynı enerjide buluştuk ve birbirimizi tamamladık. Melahat yalnızca bir konser piyanisti değil, aynı zamanda güçlü bir korepetitör. Müziğiyle bulunduğu ortamın enerjisini anında değiştirebiliyor. Onunla çalışmak hem ilham verici hem de çok değerli.
Melahat İsmayil : 2014 yılından bu yana Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde çalışıyorum. Bu ekipte yer alan arkadaşlarımı da o zamandan beri tanıyorum. Hem işlerine olan saygıları hem de zarif karakterleri, bu gruba katılmamda etkili oldu. Hepimizin enerjisi ve müzik sevgisiyle ortaya başarılı işler çıktı, çıkmaya da devam ediyor.

4- Klasik Batı müziği ile Anadolu ezgilerini aynı sahnede buluştururken estetik ya da teknik zorluklarla karşılaşıyor musunuz?
Çiğdem Önol: Klasik Batı müziği ile Anadolu ezgilerini aynı sahnede buluştururken estetik ya da teknik zorluklar yaşamıyoruz. Funda ve Esin arkadaşlarım da bunu çok güzel ifade ettiler; hepimiz aynı şeyi hissediyoruz. Çünkü bizler opera sanatçılarıyız. Yaşadığımız coğrafyanın kendine özgü duyguları, ritimleri ve enerjisi var. Biz bu iki unsuru birleştiriyoruz. Batı formunda aldığımız teknikle türkülerimizi evrensel bir şekilde seslendiriyoruz. Herhangi bir zorluk çekmiyoruz; aksine çok güzel sonuçlar ortaya çıkıyor.
Funda Ateşoğlu: Eserlerimizi dünyanın her yerinde sevilen operalardan, operetlerden, müzikallerden ve dünya müziklerinden seçiyoruz. Aynı zamanda türkülerimizden, Türk eserlerinden ve klasik Türk müziğinden de seçmeler yapıyoruz. Hepsini büyük bir keyifle seslendiriyoruz ve halkımız da büyük bir ilgiyle dinliyor. Özellikle bildikleri şarkılara eşlik etmeleri bizi ayrıca mutlu ediyor.
5- Seyirciyle en güçlü bağı kurduğunuzu hissettiğiniz eserler hangileri? Bu bağın kaynağı sizce nedir?
Funda Ateşoğlu: Beni derinden etkileyen birçok eser var. Örneğin La Bohème operasındaki Mimì rolü benim için çok özeldir. Ayrıca Azerbaycan’a ait Arşın Mal Alan eserinde Gülçehre karakteri ve Ayşe Operetinde canlandırdığım “Ayşe” benim için çok farklı ve özel deneyimlerdi. Ülkemizi yurt dışında Kırgızistan, Viyana, Madagaskar, Finlandiya ve Ekvador gibi ülkelerde verdiğimiz konserler de bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Ayrıca ilk kez opera dinleyen seyircilerin gözlerindeki mutluluğu görmek en büyük motivasyon kaynaklarımızdan biri.
6- Melahat Hanım, müzik eğitiminizi Azerbaycan’da aldınız. Sadece bir piyano sanatçısı değil, aynı zamanda bestecisiniz. Farklı ülkelerde kariyer yapmanın bu çok yönlü müzisyen kimliğinize katkıları nelerdir?
Melahat İsmayil : Azerbaycan’da uzun yıllar operada çalıştım. Önemli bestecilerin eserlerinde yer aldım ve bu süreç benim için büyük bir eğitim oldu. Çünkü öğrenme hiçbir zaman bitmiyor. Hâlâ her gün yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Besteler yapıyorum, düzenlemeler hazırlıyorum. Bakü’de de beste yapıyordum, Türkiye’ye geldikten sonra da üretmeye devam ettim. Çünkü çalışan insan her zaman üretir.
Aslında Azerbaycan ile Türkiye arasında benim için büyük bir fark yok. Her iki yerde de sevdiğim insanlarla çalıştım. Benim için en önemli şey samimiyet. İnsanlar içten olduğunda müzik de ortaya çıkıyor, üretim de. Kendimi hiçbir zaman yabancı hissetmiyorum.
7- Sahne hayatınızda sizi derinden etkileyen, unutamadığınız bir konser ya da performans anı var mı?
Çiğdem Önol: Operadaki solist kariyerime başlarken beni çok etkileyen bir anım var. Rigoletto operasında Gilda rolünü canlandıracaktım. Annem de bir soprano sanatçısıydı ve aynı zamanda şan hocamdı. Sahneye çıkmadan önce orkestrada Gilda’nın leitmotifi çalmaya başladı. Çok heyecanlıydım. Anneme “Ben şimdi sahneye çıkacağım, ya unutursam?” dedim. Bana “Çık, çok güzel yapacaksın. Ama unutursan ben kulisten sana söylerim.” dedi. Bu söz bana inanılmaz bir güven verdi. Sahneye o güvenle çıktım ve hiçbir şey unutmadım. O anı hiç unutamam.
Esin Talınlı: Beni en çok etkileyen rol Madama Butterfly’dır. Eserin sonunda Butterfly “harakiri” yapmadan önce çocuğuna sarılır ve bir veda aryası söyler. İlk temsilimde o duyguya kendimi o kadar kaptırmıştım ki aryayı ağlayarak tamamladım ve selamda da ağlamaya devam ettim. Gerçekten beni derinden etkileyen bir roldür.
Grup olarak yaptığımız konserlerde özellikle yurt dışındaki konserler çok etkili oluyor; çünkü orada büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Yurt içinde ise Ankara Arena Spor Salonu’nda verdiğimiz yılbaşı konseri benim için çok özeldi. 13.000 kişilik bir salonda şarkı söylemek hem çok etkileyici hem de çok keyifliydi.
8- Opera çoğu zaman farklı dillerde icra ediliyor. Dünya genelinde hâkim dilin İtalyanca olduğunu biliyoruz. Türkçe eserleri yorumlamak sizce melodik açıdan nasıl bir deneyim?
Esin Talınlı: Opera farklı dillerde icra edilir ve dünya genelinde İtalyanca hâkimdir. Ancak ben Türkçeyi çok melodik ve akıcı bir dil olarak görüyorum. Besteciler Türkçenin doğal ezgisini bozmadan, vurguları doğru kullanarak beste yaparsa Türkçe söylemek çok keyifli oluyor. Çünkü söylediğimiz sözlerin anlamını doğrudan biliyoruz ve bu da yorumu güçlendiriyor. Diğer dillerde de anlamı bilerek söylüyoruz ama Türkçedeki duygu daha farklı.
9- Müziğin iyileştirici, birleştirici bir gücü olduğuna inanıyor musunuz? Buna tanık olduğunuz bir an var mı?
Çiğdem Önol: Müziğin iyileştirici gücüne sonsuz inanıyorum. Sadece enstrümanlarla değil, doğanın kendisi de müzik doludur: rüzgârın sesi, kuşların cıvıltısı, yaprakların hışırtısı… Besteciler de doğadan etkilenmiştir. Örneğin Mozart, Bach ve Chopin gibi bestecilerin eserleri insan ruhuna dokunur. Müzik gerçekten iyileştirici bir güce sahiptir. Çocuklarım bile ders çalışırken yorulduklarında klasik müzik dinleyerek rahatlıyorlar. Bu yüzden okullarda müzik eğitiminin daha yaygın olması gerektiğini düşünüyorum.
10- Sanatın sosyal sorumluluk projelerinde yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konserin Anaçev yararına düzenlenmesi sizin için ne ifade ediyor?
Funda Ateşoğlu: Bu tür çalışmalarımızı her zaman büyük bir istekle sürdürüyoruz. Yakın zamanda Anaçev Vakfı ile bir yardım konseri gerçekleştirdik ve çok mutlu olduk. Eskişehir’de Cumhuriyetimiz için verdiğimiz konser de bizim için çok değerliydi. Yurt içi ve yurt dışında sosyal sorumluluk projeleriyle yolumuza devam ediyoruz. Ayrıca ülkemizi temsil etmek ve halkımıza bu sanatı tanıtmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
11- Cumhuriyet’in sanat ve kültür anlayışı içinde opera sanatının özel bir yeri var. Bir kadın sanatçı olarak bu mirasla nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Çiğdem Önol: Cumhuriyet’in sanat anlayışı içinde operanın çok özel bir yeri vardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu sistemde sanat çok önemli bir konumdadır. Bir kadın sanatçı olarak bu mirası en iyi şekilde taşımaya çalışıyorum.
Funda Ateşoğlu: Cumhuriyet sayesinde opera ve çok sesli müzik ülkemize kazandırılmıştır. Bu, halkımız için büyük bir kazanımdır. Çok sesli müzik insanın gelişimine katkı sağlar, bakış açısını genişletir ve düşünme biçimini etkiler. Demokrasi gibi, birçok sesin bir araya gelmesiyle oluşan bir yapıdır.
Esin Talınlı: Cumhuriyet, kadınların sahnede görünürlüğünü ve sanat üretimini destekleyen bir dönem açmıştır. Opera sadece bir müzik türü değil, aynı zamanda çok sesli bir düşünce biçimidir. Bu nedenle Atatürk’ün bıraktığı mirası geleceğe taşımamız gerektiğini düşünüyorum.
12- Opera sanatına yeni başlayan genç müzisyenlere ne söylemek istersiniz?
Funda Ateşoğlu: En büyük isteğimiz, genç neslin opera ve çok sesli müziğe ilgi duymasıdır. Öncelikle iyi bir dinleyici olmaları çok önemlidir. Lise yıllarımda müzik öğretmenim İncilay Dinçer bize her ders opera dinletirdi. Amacının iyi dinleyici yetiştirmek olduğunu söylerdi. Bu çok değerliydi. Gençlerin tutkularının peşinden gitmeleri, pes etmemeleri ve kendilerini geliştirmeleri gerçekten çok önemli.
13- Son olarak CSA Dergisi okurlarına iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Funda Ateşoğlu: Bu güzel dergiyi emek vererek hazırlayan sizleri candan kutluyorum. Dergiler çok önemlidir. İnsanlar sanat, spor ya da başka alanlara ilgi duyabilirler. Bu alanlardaki dergiler, o konuyla ilgilenen insanlar için bir yol göstericidir. Bu yüzden dergilerin takip edilerek desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çiğdem Önol: Böyle güzel bir dergide yer almak beni çok heyecanlandırdı. Edebiyat ile müziğin birleşmesi çok değerli. Bu güzel başlangıçta emeği geçen herkese başarılar diliyorum. Geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasını temenni ediyorum. Bizlere yer verdiğiniz için de ayrıca teşekkür ediyorum.
Esin Talınlı: Cümle Edebiyat, Kültür ve Sanat Dergisi’nin kurulmasında emeği geçen herkesi kutluyorum. Bu derginin, tıpkı müzik gibi kalplerimize dokunacağına, bizi düşündüreceğine ve ruhumuzu zenginleştireceğine inanıyorum. Tüm okurların bu güzel dergiye destek vermesini diliyorum.

Biz de bu yoğun çalışmalarınız arasında bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.
Buse Ertap