15 Nis Duygu Görücü
Tik Tak

Yıllar sonra geldiğim bu şehirde değişen çok şey vardı. Caddelerde ve sokaklarda sanki bir fırça ile her şey yenilenmişti. Adım adım gezdiğim, ezbere bildiğim yerlerin hepsi yabancıydı bana. Çocukluğumun şehri değildi artık burası, başka bir yer olmuştu. Eskiye dair kalan birkaç bina, suret vardı. Onlar da kalabalığın ve yabancılığın içinde kaybolmuştu. Bildiğimi sandığım caddelerde dolaşırken her baktığım yerde eskiyi görüyordum. Önceden sevmediğim bu çarşıda gezmek şimdi keyifli geliyordu. Her mağaza yenilenmiş, etrafa ışık saçar olmuştu. İnsanların yüzleri daha bir güleçti. Neşe vardı her yerde. Eskiden neden keyifsizdi insanlar, çözemedim. Yılların eskitemediği gar binasının önüne vardım yürüyerek. Eski, tarihi bina şimdi daha modern, yenilikçi bir görünüme bürünmüştü. Bekleyen insanların hüznü daha bir sevince, umuda dönmüştü. Trenin düdüğünü duyduğumda içimde yine o acı canlandı. Vedaları oldum olası sevmezdim. Nedense istasyonda bu veda faslı daha bir hüzünlü hissettirirdi bana. Şimdi ben de yine aynı duygular vardı ama diğerlerinin yüzünde eser yoktu bu duygulardan.
Eskiden yaşadığım evin önüne gittim. Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği bu yerde de her şey değişmişti. Daha fazla işyeri olmuş, kalan birkaç dinlence alanı da kaybolmuştu. Çocukların park alanı artık yerinde değildi. Çarşıdan tek farkı apartmanlarla çevrili olmasıydı. Tüm binalar kümes gibi pencerelerle yükseliyordu etrafımda. Gökyüzü artık küçücük kalmıştı. Gölge aramaya gerek yoktu çünkü güneş ulaşamıyordu yollara. Arabalar dur durak bilmeksizin geçiyordu. Öyle ki çocukluğumun mahallesinde trafik lambaları bile konmuştu. Filmlerde gördüğüm metropollerden farkı kalmamıştı. Bu değişimin getirdiği yabancılık içimde ince bir hüzne dönüştü. Buraların çamurlu yolları, oyun parkları vardı. Neşeli, eğlenceli çocuk sesleri olurdu. Gözlerimde oluşan yaşları yavaşça akıttım. Kimse birbirine bakmıyordu. Herkesin yüzü gülüyor ama hepsi tek başınaydı. Komşuluklar geldi gözümün önüne. Birbirine yardım eden, yolda gördüğünde selam veren insanlar… Neredeydi onlar şimdi? Adımlarıma kendimi bıraktım. Gözlerimle her yeri ezberlemeye çalıştım, yeniden. Derken bir sarsıntı oldu. Bacaklarım titredi sandım. Durdum. Hayır, yer sallanıyordu. Etrafımdaki her şey yıkılıyordu. Binalar çöküyor, insanlar kaçışıyor, arabalar hızla gitmeye çabalıyordu. Yollar yarıldı. İçine doğru düşüyorduk hepimiz. Çığlık attım.
Gözümü açtığımda beyaz duvarlar, ilaç kokusu dikkatimi çekti. Ve başımda duran insanlar. Kırpıştırdım gözlerimi, netleşti her şey. Beyaz kıyafetli hemşire, annem, babam, kardeşim; hepsi başımdaydı. Gözlerinde yaşlarla birlikte sevinç vardı. Kıpırdamaya çalıştım. Yapamadım. Gözlerimle etrafı inceledim, yanımda bir serum ayaklığı, oradan da koluma uzanan bir hortum gördüm. Başımı çevirmek için hamle yaptığımda müthiş bir acı ile kalakaldım. Annem, “Kıpırdama canım, uyandın sonunda,” dediğinde anlam veremedim. Yaşadığım o sarsıntı ve depremden dolayı mı olmuştu? Düştüğümü hatırlıyorum, sonrası… Hemşire tansiyonuma baktı, “Değerleri normal, doktora haber vereyim,” dedi ve gitti. Kardeşim elimi okşuyordu devamlı. Babam, “İyisin, artık iyisin,” diye tekrarlıyordu. Ağzımı açıp bir şey sormak istedim ama sesim çıkmadı. Sesim nereye gitmişti? Ben bunları düşünürken odaya doktor geldi. Başımda seslerini duyduğum makinelere baktı. Hemşireye bir şeyler söyledi. Sonrasında annemle babamı konuşmak için dışarıya çağırdı. Onlar gidince kardeşimle göz göze geldim. Soran gözlerle ona baktığımda, “Yaklaşık on gündür baygındın. Çok korktuk. Uyanmama ihtimalin olduğunu söylediler ama çığlığını duyduğumuzda…” konuşması yarıda kaldı. Demek ki boğazım o çığlık yüzünden ağrıyordu, gerçekti. Onca zaman gezdiğim yerler yalan mıydı?
Eve çıktığımda artık tamamen kendimdeydim. Üç aylık hastane serüvenim sona ermişti. Sesim beni bulmuştu. Bir süre de evde istirahat etmem gerekiyordu. İş hayatıma dönmek için acele etmemeliydim. Evden yavaş yavaş çalışarak alıştırmalıydım kendimi. Doktor bunları tembihleyip garanti aldıktan sonra izin vermişti eve çıkmama. Kimse neden, nasıl, neler oldu anlatmadı bana, ben de sormadım. Kendim bulunca, ayrıntılar için onlara başvururdum nasılsa. Odama girdiğimde her şey hatırladığım gibiydi. Yatağıma uzandığımda gözlerim kapandı. Kulağıma gelen tik tak sesleriyle yine o güne gittim. Arabama binmiştim. Çocukluğumun şehrine gidecektim. Şehre girdiğimde bildiğim yollardan geçtim. Her şey bıraktığım gibiydi. Zaman buraya uğramamıştı. Yollarda aracımla ilerlerken etrafı da izliyordum. Derken acı bir fren sesi, çarpışma sesi ve sonrası… Gözümü açtım. Odamdaydım, hatırlamıştım.
Duygu Görücü