Nur Kramer
Yollardan Mektuplar- Yürüyelim Arkadaşlar

 

Merhaba,
aynı ufuktan yola çıkanlar.

Uzaklardan yazıyorum bu satırları. Bir hasretin yamacından. Yamaçtaki o ağacın altındayım.

Uzak ufuklardaki bir dağın tepesine ağır bir sis çöküyor.
Tanıdık bir rüzgâr esiyor aniden.
Bir düdük sesi ulaşıyor kulağıma.
Ve zaman geriye doğru yürümeye başlıyor…

Nerede olduğumu değil, nereden başladığımı hatırlatan bir ses bu.
Bir meydanın, bir okul bahçesinin, beton zeminin üstünden yükseliyor.

Ayakkabıların aynı ritimde yere vurduğu o sabahlardan…
Omuz omuza verilmiş dik duruşlar.
İleri bakışlar.
Güneşin eğik ışığı…

Bir düdük.
Bir hazırlık.

Bir 19 Mayıs sabahı… Güneş ufuktan doğuyor.

 

Ve hep bir ağızdan yükselen o marşla yürüyüş başlıyor:
Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar…”

 

“Dağ” bizim için uzak bir kelime değildi. Dört bir yanımızdı.

Sabahları pencereden baktığımda, sis dağların omzuna iner, gökyüzüyle toprağın birbirine karıştığı çizgiyi silerdi.

Sözler bir hayalden değil, gördüğümüz manzaradan doğuyordu.
Marş bir ezgi değil, bir coğrafyanın iç sesiydi.

Biz o sözleri söyleyerek büyümedik… O sözlerin içinden yürüyerek büyüdük.

Sadece yürümeyi öğrenmedik.
Bir ritim yerleşti içimize.

Birlikte hareket etmenin sessiz dili.
Sisin içinde yön bulmanın sezgisi.
Aynı anda susmanın, aynı anda ilerlemenin alışkanlığı.

Bir zamanın içinden geçtik.

Bize yalnızca yolu değil, birlikte yürümeyi öğretti.

Belki de gençlik dediğimiz şey buydu: yan yana atılan adımlar…

Uzun zamandır başka şehirlerdeyim… o beraberlik hâlâ benimle.

Başka iklimlerde, dumansız dağların yamaçlarında yürüyorum, nefes nefese…
Başka dillerin, başka adımların içindeyim ama burnumda hep aynı duman tütüyor.

Bazen kalabalığın içinde yürürken kendimi ikiye bölünmüş gibi hissediyorum.
Bir yanım burada.
Diğer yanım orada.

Ve o iki yan, aynı ritimde yürümeye devam ediyor:

Sol.
Sağ.
Sol.
Sağ.

Bir marş gibi değil sadece; bir nabız gibi.
O yürüyüşten hiç çıkmıyor insan.
Sadece yollar değişiyor, ritim hep aynı kalıyor.
Ayaklarımız asfaltın üzerinde olsa da, ruhumuz hâlâ o sabahın serinliğinde, o kıyının rüzgârında…

Pusula, gidilecek yeri değil… çıkılan kıyıyı hatırlatır bazen.
İnsan gittiği yeri değil, başladığı yeri taşır içinde.

Ayaklar ileri gider… gözler geride bir ışığa tutunur.
Dağ başını duman aldığında adımlar duraksamaz.
Bir şey içerden bilir yolu.
Ve yol… hep aynı kıyıdan başlar.

Samsun.
19 Mayıs 1919.

Hepimiz o gün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde o ufuktan başladık yürümeye.

Hâlâ o yolda yürüyoruz… yan yana… omuz omuza.

Çünkü bazı yürüyüşler kişisel değildir.
Nesilden nesile devredilir.
Bir kıyıdan başlayan yürüyüş, başka kıyılarda, başka bedenlerde, başka dillerde sürer.

Bir fikir gibi değil… bir hareket gibi.

Bazı yürüyüşler vardır ki insanın kendisini bile aşar.
Bir bedenden diğerine geçer. Bir zamandan diğer zamana taşınır.

Karşı dağın başını duman almış.

Bak, güneş ufuktan doğuyor yine.

Yürüyelim arkadaşlar.

Yol olsun.

Nur Kramer

Tags: