19 May Firdevs Han
“Unutmak” Üzerine

“Unutmak” çağımızda kimi için bir hastalık, kimi için ise bir çıkış yoludur. İzlediğim oyun da unutan ve unutmaya mahkûm kalan bir kadınla bir adamın hikâyesini anlatıyordu.
Yazarının Tristan Bernard, oyuncularının ise Viv karakterine hayat veren Eda Eğilmez ve Tom rolünde izlediğimiz Emre Basalak’ın olduğu bu oyunda; yeri geldi karakterlerin aşklarına tebessümle baktım, yeri geldi gözlerim dolu izledim. Hiçbirimizin öngöremediği o “unutma” eyleminin; gerçek bir kayboluşu, sevdiklerini kaybedişi ve onları ardında bırakışı nasıl beraberinde getirdiğini yeniden hatırladım ve hissettim.
Oyundan sonra Emre Basalak ile konuşma ve kendisini tebrik etme fırsatım oldu. Bu aşamaya gelmenin, sahnedeki o duygu geçişlerini başarmanın yılların tecrübesiyle mümkün olduğunu ve bu kadar yeteneğin asla tesadüf olmadığını belirtti. Ayrıca rol arkadaşı Eda Eğilmez’in daha önce öğrencisi olduğunu ve onu kendisinin yetiştirdiğini ekledi.
Oyunda, Alzheimer hastası olan bir adamın yaşamındaki o ışıltılı anların nasıl sessizce yok olmaya başladığına ve geri gelmekte ne kadar güçlük çektiğini bize gösteriyordu. Sahnede, iki basamakla yükseltilmiş bir alan kullanılmıştı. Alçak alanların birinde tek kişilik bir sandalye, diğerinde ise ufak bir bank yer alıyordu.
Son zamanlarda oyuncuların, oyun saatinden 5-10 dakika önce sahneye çıkıp oynamaya başlamaları dikkatimi çekiyor. Genelde ilk rolü olan kişi; oyunun atmosferini yansıtmak, hem kendini hem de seyirciyi oyuna hazırlamak için sahnede sözsüz bir biçimde, sadece jest ve mimiklerini kullanarak içinde bulunduğu duygu durumunu aktarıyor.
Bu oyunda da oyuncu sahneye çıktığında yüzünde donuk bir ifade vardı. Gözleri kızarmış, elleriyle kendini sarmıştı. Arka fonda ise kısık sesle insanı yumuşatan yabancı bir şarkı çalıyordu. Oyun başladığında oyuncu bu ruh halini sürdürdü; fakat ışıklar kapanıp açılınca, sadece 3 saniye içinde karşımızda bambaşka biri vardı.
Elbette sahnede duygu geçişi yapabilmek tüm tiyatro oyuncularının sahip olması gereken bir yetidir. Ancak beni etkileyen şey, oyuncunun sadece mutsuzken mutlu bir ruh haline geçmesi değildi; çok mutlu olduğu bir sahneden 3 saniye sonra gözlerinden yaşlar akmaya başlaması beni derinden etkiledi. Tiyatro başlı başına bir duygu oyunu, fakat kesinlikle göründüğü kadar kolay değil. Özellikle bazı sahnelerin zorluğu, oyuncunun yalnızca karakteri canlandırma değil, onu seyirciye hissettirme becerisini de ortaya koyuyor.
Karakterlerimiz, Tom ve Viv adında birbirini çok seven iki sevgilinin hikayesini anlatıyordu: Tanışmaları, evlenmeleri ve sonrasında yaşanan Alzheimer hastalığının getirdiği zorluklar… Tom karakteri çok başarılı bir piyanist. Viv, Tom’a bir barda onun çaldığı şarkıyı dinlerken aşık oluyor ve hayatları o noktadan sonra birleşiyor.Kadın karakter: Neşeli, cilveli ve enerji dolu.Erkek karakter: Çapkın ve yetenekli.
Karakterler arasındaki uyum ve enerji birbirini tamamlıyordu. Kadını oynayan oyuncu; kendisini, gelecekteki halini, çocuklarını, psikoloğu ve aldatan kadını aynı başarıyla canlandırdı. Sahne geçişlerinde kostüm olarak yalnızca tek bir elbise kullanıldı. Bu Tom’un zihnindeki karakterlerin karmaşasını anlatıyor olabilir. Hepsini tek bir süzgeçten geçirmiş gibi…
Dramın en yoğun olduğu sahnelerde Tom’un üzerinde beyaz bir hırka vardı ve buna sıkı sıkıya sarınıyordu. İlk sahnede, tıpkı bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gören bir hasta ya da ruh sağlığı yerinde olmayan biri gibi benzi soluk ve çaresizdi.
Sahnede defalarca zaman geçişi yaşandı: İlk tanışmaları, yer yer sohbetleri, baba-kız ilişkisi, psikologla konuşmalar ve karakterin iç bunalımları… Hepsi seyirciye ustalıkla aktarıldı.
Oyunun sonunda unutmanın yalnızca bir hastalığın öyküsü değil insan hafızasının ne kadar hassas olduğuna dair bir iz bıraktı. Unutulmaya kapı açan her anının hatırlanmaya yüz tutan bir yanının var olduğunu hatırlattı. Biz o yanı bulamamış olsak bile o hep oralarda.
Firdevs Han