04 Mar Serap Dostal
Ah Nerede, Vah Nerede?

Yatağımdan doğrulup, her zamanki gibi, ilk olarak penceremden görünen manzaraya bakıyorum. Kaz Dağları’nın üzerine düşen güneş ışıklarını ve gülümseyen bulutları seyre koyuluyorum.
Dün yarım bıraktığım yazım aklıma takılıyor, doğruca çalışma odama gidiyorum. Masamdaki takvime gözüm ilişiyor ve gözlerim parlıyor. Hemen ajandamda ekimin ilk gününe not düşüyorum:
“Geçen zamana ve günlere inat, hayatta hiçbir şeye keşke deme! Sadece biriktirdiğin anıların keyfini çıkararak yaşa.”
Ekimde doğduğumdan mıdır bilmem, benim yılım Ekim ayı ile başlıyor. Tıpkı ayın ismi gibi, üretimim verimli olursa sonunda hasadım da iyi olacak gibi geliyor ve bir başka şevkleniyorum.
Zeytin ağaçları bana göz kırpıyor ve kalkıp camları açıyorum. Oksijeni ciğerlerime çekerken burnum yanıyor. Doğru nefes almak bile başlı başına bir sanat…
Kırk iki yaşımı devirdiğim şu günler hayata başka perspektiften bakıyorum. En çok da empati yapmayı deniyorum. Artık daha az konuşup daha fazla dinliyorum. Yaş aldıkça anneanneme mi benziyorum ne? Rüzgârın kapı altından esmesi dahi çoğu zaman yetiyor ürpermeme. Annemin bana söylediklerini şimdi kızıma tembihlediğimi fark ediyor, onun gözünden kimi zaman kendi çocuk halime bakmaya çalıyorum.
Terazinin kefelerine mantık ve duyguyu koyuyorum, görüyorum ki çoğu zaman mantığım daha ağır basıyor. Yalnız hâlâ terazinin kefesi arada şaşınca benim de dengem şaşıyor.
Aynada gözümün kenarında birkaç yıldır oluşan çizgilere bakıyor, her birinin hangi duygu birikiminin sonucu olduğunu bulmaya çabalıyorum. Ellerime iniyor bakışlarım, babaannemin hep “Kalem parmaklı kızım benim.” demesi kulağımda yankılanıyor. Avcunun içine minik ellerimi alışını ve teninin sıcaklığını dün gibi hatırlıyorum.
Sonra birden silkinip “Dur hemen enerjin düşmesin, daha ne güzel günler yaşayacaksın. Ne oluyor? Bu melankoli de neyin nesi?” diyorum kendi kendime. Bilgisayardan Radyo 45’lik’i açıyorum ve işte o radyo, beni hemen gençlik yıllarıma götürüyor. Ardından mutfağa koşup kendime bir kahve yapıyorum. Az sonra elimdeki fincandan büyük bir yudum alarak ve merdivenleri çıkarak müziğin başına geçiyorum. Füsun Önal’ın söylediği ‘Ah Nerede, Vah Nerede?’ adlı şarkı çalıyor, eşlik etmeye başlıyorum:
“Nerde bıraktım kalbimi bilmem?
Ah nerede, vah nerede?
Nerde unuttum kalbimi acaba?
Ah nerede, vah nerede?
Bir bulabilsem ah nerede?
Ne olurdu yerinde duraydı?
Daha dün kalbim şuradaydı…”
Serap Dostal