06 Mar Ayşe Buse Ertap
Sadakat Kavramı

Mutlak Anlamın Yokluğunda Sadakat kavramı
İnsanın yaşamı kendi seçimlerinden mi ibarettir, yoksa bir kez anlam verdiği şeyler onu fark etmeden bir zincire mi dönüştürür? Bir şeye yönelmek, ona değer atfetmek, çoğu zaman beraberinde onunla kaçınılmaz olarak kalmayı da getirir. Anlam verdiğimiz her şey, bizi kendine doğru çekerken bir tür bağlılık da oluşmasını ister.
“Sadakat” kelimesi Arapça ṣ-d-q (صدق) kökünden gelir; bu kök doğru olmak, gerçek olmak, içten bağlılık anlamlarını taşır. İnançlı kişiler inandıkları Tanrı’ya, bir fikre ya da bir değere içten bir bağlılık duyarlar. Böylece sadakat onlar için bir tür zorunluluk hâline gelmez mi? İnsan, muhatap aldığı ve anlam yüklediği şeye karşı tutarlılık ve süreklilik göstermek, sadık olmak durumundadır. Bu zorunlu bir hâldir.
Sizce hiçbir şeye inanmayan, bir fikre, insana ya da mutlak bir değere anlam yüklemeyen birinin yine de sadık olduğu bir şey olamaz mı? Çoğu zaman sadakat, mutlaka bir inanca tutunmakla birlikte düşünülür. Anlam verilmeyen bir şeye bağlanılamayacağı varsayılır. Bu yüzden bazı inançlı insanlar, inanmayanların varoluşsal boşlukta, kararsız ve yönsüz olduğunu; bir gün mutlaka bir kırılma yaşayacaklarını ya da bu boşluğa uzun süre dayanamayacaklarını iddia eder. Hatta bazen, böyle bir insanın hayattan kopabileceğini bile düşünürler.
Peki bu durum her zaman böyle midir? İnançsız bir insan hâlâ yaşamaya devam ediyorsa, aslında onun da sadık kaldığı bir şey yok mudur? Yaşama yönelik bu sadakat, her zaman metafizik ya da ideolojik bir inanca yaslanmak zorunda mıdır? Bazen insan sadece yaşamın kendisini olduğu gibi kabul eder. Yaşam bir zorunluluk olarak karşısındadır ve o da bu zorunluluğu benimseyerek yaşamaya devam eder.
Bu düşünceyi somutlaştıran Antik Mısır’daki Ankh sembolü, sadakatin yalnızca inançla kurulmadığını gösterir. Ankh, yaşamı kutsal bir amaç olarak değil, kozmik düzenin (Ma’at) gereği olarak sürdürülmesi gereken bir gerçeklik şeklinde temsil eder. Burada sadakat, bir Tanrı’ya değil, yaşamı terk etmemeye yönelir. Anlamın ya da umudun olmadığı bir yerde bile yaşam sürüyorsa, bu durum Ankh’ın işaret ettiği bağlılığa karşılık gelir. Yaşam, yüceltildiği için değil, sürdürüldüğü için devam eder.
Bu düşünceyi somutlaştıran güçlü örneklerden bir diğeri ise Béla Tarr’ın The Turin Horse filmidir. Filmde bir baba ve kızı, rüzgârın sürekli şiddetlendiği ve dinmediği, dünyanın sanki yavaş yavaş tükenmeye başladığı bir yerde yaşar. Sanki bir savaştaki kıtlıkta, çaresizlikte gibi yaşarlar. Günleri neredeyse bir önceki günün aynısıdır: giyinmek, patates haşlamak, yemek yemek, su taşımak, oturmak. Büyük olaylar, umut veren gelişmeler ya da anlayabileceğimiz açıklayıcı diyaloglar yoktur. Film ilerledikçe at yürümeyi bırakır, kuyudaki su kurur, ışık daha da azalır. Yaşam koşulları ağırlaşır, dünya daralır fakat hayattan tamamen kopuş olmaz.
Filmdeki karakterler ne bir Tanrı’ya seslenir ne de yaşadıkları durumu idrak etmeye çalışır. Neye inandıklarını kestiremeyiz, belki de ortada inanılacak bir şey yoktur. Buna rağmen her gün yeniden kalkarlar ve yaşamlarını sürdürürler. The Turin Horse, sadakatin her zaman büyük inançlarla kurulmadığını; bazen yalnızca yaşamı bırakmamakla ortaya çıktığını anlatır.
Böylece “sadakatsizliğin” içinden bile bir sadakat doğar: yaşama sadakat. Kişi bir Tanrı’ya ya da mutlak bir anlama bağlanmasa da en azından varoluşunu sürdürmeye bağlı kalabilir. The Turin Horse’taki karakterlerin yaptığı da aslında bir bakıma bu değil midir? Onlar bir şeye inanarak değil, yaşamayı sürdürerek yaşamaya sadık kalırlar. Bu durum, sadakatin yalnızca teolojik ya da ideolojik temellere dayanmadığını, aynı zamanda varoluşsal bir düzlemde de kurulabileceğini gösterir.
Bu yüzden her inanmayan insanın dipte, boşlukta ya da yıkımın eşiğinde olduğunu söylemek doğru değil, eksik bir yargıdır. Anlamın olmadığı bir yerde bile insan yaşamdan tamamen kopmayabilir. Çünkü sadakat; her zaman bir inanca yönelmek zorunda değildir, bazen yalnızca varoluşun kendisiyle kurulan bir bağdır. İnsan büyük anlamlara tutunmadan da yaşamayı sürdürebilir, bunu yaparken ne bir umut hikayesine ne bir kurtuluş vaadine ne de bir tanrıya ihtiyaç duyar. Bazen insan, yalnızca yaşamı terk etmeyerek, her şeyin çöktüğü bir anda bile, bir şeye sadık kaldığını gösterir ve belki de sadakatin tanımı tam olarak budur: Hiçbir şeyi yüceltmeden, hiçbir şeyi kutsamadan, yalnızca yaşamın içinde kalmaya içten bir bağlılık göstererek yaşamaya devam etmek.
Kaynaklar
- Ankh. https://en.wikipedia.org/wiki/Ankh
- Türk Dil Kurumu. (t.y.). Sadakat.
https://sozluk.gov.tr - Tarr, B. (Yönetmen). (2011). The Turin Horse [Film].
Macaristan / Fransa / Almanya. - Kovács, A. B. (2013). The cinema of Béla Tarr: The circle closes.
London: Wallflower Press. - Rosenbaum, J. (2011). The Turin Horse. Film Comment.
https://www.filmcomment.com
Ayşe Buse Ertap