04 Mar Dilek Özbağ
Aklımda

Yeni bir yola girerken her şeyi unutmak için kendime söz vermiştim. Baştan başlamak… Bir hayata kaç başlangıç sığardı? Gücü yeter miydi insanın silip silip tekrar yazmaya?
Hatırladıklarından memnun değilse, bir umutla alıyor insan kalemi eline; kalemin tükenmez oluşunun verdiği güçle, bir silişte yırtılıverecek olan kâğıda aldırmadan yazmaya başlıyor. Önce neleri iyice unutacağıma karar vermeliydim. Unutmak mı, unutamadığına alışmak mı gerekirdi? Beni oradan oraya çekiştiren, tökezleten; inceden gelen, bazen bir sesle bazen bir kokuyla hemen dirilen tüm anıları umursamamak da unutmak mıydı?
Sadece ölürken değil, vazgeçerken de tüm hayat geçip gidiyormuş insanın gözünün önünden. Her adımda, sokağın gürültüsüne aldırmadan, yaşanan her şey gözümün önünden geçiyor. Rastgele kelimeler sıralıyorum; her kelimede bir anı ve hiçbiri boş değil.
Mavi fayans, ilk buluştuğumuz kafenin yerleri.
Gömlek düğmesi, evde beyaz iplik olmadığı için turuncu iple dikip “Harika oldu.” diye işe gönderişim.
Tren, o malum deyişi olur olmadık yerde söyleyişi.
Anahtar, kapıyı anahtarla açmayı sevmediği için zile defalarca basışı ve kavgaya daha kapı ağzında başlayışımız.
Beyaz, kayınvalidemin seçtiği gelinliğim.
Kitap, mum, şapka, deniz… Hepsinde onlarca görüntü var hafızamda. En çok da üzüldüklerim, sessizce arkamı dönüşlerim.
Portakal… Ah portakal… Hiç ayrılmayacağımızın garantisi gibi; onun tabağına benim portakalımdan, benim tabağıma onun portakalından bir dilim ekleyişim… Hep bölüşerek yemek nasip olsun diye ettiğim dualar…
Her adımda aklımdan unutulacak yeni kelimeler geçiyor. Onlarca fotoğraf karesini aynı anda görüp gülümsediğimi fark ediyorum. İçimde öfkeden çok, gölgede kalmış bir hüzün büyüyor. Kırgınlıklarım, minik bir gülümsemenin altından sargı bezlerini çözüyor. Hafıza insanı her yere götürüyor. Sanki yanımda yaşadıklarımı not alan biri var. Durmadan beni sobeliyor. Sonra da neye ihtiyaç duyarsam çıkarıp onu veriyor.
İnsan yeniden başlarken hep anavatanına koşuyor. Gözlerimi kapattığımda, gıcırdayan divanda annem mercimek çorbası içiriyor; sobanın sıcaklığından kırmızı olmuş yanaklarımı Ayşe bebeğe öptürüyor.
Biliyorum ki unutulmuyor her şey. Günü gelince başka bir yere derman olsun diye saklanıyor. Tüm çekmecelerin anahtarları bizde, unutmadan da kabule geçiliyor.
Dilek Özbağ